Ahmet Turan Alkan

Atatürk’ün boyunun ne kadar olduğunu tartışıyoruz cumhur cemaat! Ortalıkta farklı rakamlar dönüyor olsa gerek ki, genelkurmay, işi gücü bırakıp resmi sitesinden açıklama yaparak duruma kesinlik kazandırmış bulunuyor.

“Muamelât-ı zâtiye dairesi” yani şahsi işlemler birimi arşivinden alınan bilgilere göre Atatürk’ün boyu 1.74 cm. 42 numara ayakkabı giyiyor, kilosu ise 74 ile 76 arasında değişiyormuş.

Doğrudur, her ordu, personelinin fiziki özelliklerini gösteren bir kayıt tutar (En azından üniforma, bot numarası, şapka ölçüsü vb. için). Bu ölçülerin alındığı tarih de veriliyor: 21 Kasım 1925.

Haberim yoktu, yeni öğrendim: Yıllar önce bir alışveriş merkezinde sergilenmek için Atatürk’ün balmumundan birebir heykelini yaptırmışlar da seyreden vatandaşlar, “Aa, atamızın boyu bu kadar kısa mı?” diye tepki göstermişler de bunun üzerine ilgililer (Onlar her kimlerse!) Ankara’da düzenlenecek sergi için Rusya’ya sipariş verip 1.85 boyunda yeni bir heykel ısmarlamışlar.

Bir ifrat bir tefrit: 1.68 nire, 1.85 nire? Genelkurmay tartışmalara son veren belgeyi açıkladı da büyük bir krizin eşiğinden dönmüş olduk. Gülünç olan da budur; bir devlet adamının boyunu tartışmak ve bu komik durum tam da içinde bulunduğumuz saçma-sapan zihnî seviyeyi aksettiriyor. Güyâ, onu kısa gösterenler çekemeyenlerdir, olduğundan boylu-poslu olduğunu iddia edenler de hatırasına, şahsiyetine saygı duyanlar, sevenler... Genelkurmay’ın konu hakkında resmi sitesinde açıklama yapmak lüzumu duyması, konunun ne kadar ciddiye alındığını gösteriyor.

Ve bir şeyi daha ilân ediyor, sadece boyunun kaç santim oluşuyla değil, bütün heyetiyle, yapıp-ettikleriyle, geride bıraktıklarıyla Atatürk, üzerinde fikir birliği edemediğimiz bir fenomendir. Oysa ki Atatürk, Türkiye’de en çok konuşulan, en çok bahsi geçen, üzerinde en çok araştırma yapılan ve kitap yayınlanan bir şahsiyet. Bu kadar bilgi bolluğunun, herkeste bir kanaat netliğine yol açması beklenirdi ama biz bugün onun boyunu bile tartışıyoruz.

Bilgi ziyadesiyle mebzûl; kanaat, yerlerde sürünmekte; umumi vaziyetimiz budur.

Sebebi açık: Atatürk, aktüel siyasette hâlâ çok kullanışlı bir malzeme teşkil ediyor. Atatürkçü olmak veya olmamak insanlar arasında bir tefrik sebebi. Atatürk ilkelerine bağlı olma şartı, devlet memuriyetinin vazgeçilmez şartı sayılıyor ve nihayet bir siyasi parti, “Biz Atatürk’ün kurduğu partiyiz” diye kendisini, yarıştığı diğer partilere göre daha onurlu ve üstün bir mevkide olduğunu ihsâs ediyor.

Bu bir akıl tutulması; boy meselesi ise, tutulmanın hangi raddelere vardığını gösteren küçük bir örnek.


Söz buraya gelmişken, pek yazılıp çizilmeyen ama kulaktan kulağa nakledilen bir uydurma anektodu hatırlamanın tam yeridir.


Rivâyet o ki, Atatürk’e savaş yıllarında emir neferliği yapmış bir onbaşı terhis olduktan sonra yıllarca köyünde Atatürk’ün hizmetinde nasıl çalıştığını, onun kendisini nasıl takdir ettiğini vesaire anlatır dururmuş. “Nasıl bir insandı, bize biraz anlat” denildiğinde derin bir nefes alır,

-Nasıl anlatayım, şu kapılardan sığmaz arslan gibi bir babayiğit. Sesi top gürlemesi gibi bir şey. Sert adamdır, tuttuğunu koparır vb, gibi aslı astarı olmayan tariflerle hayâlindeki Atatürk’ü anlatır dururmuş. Günün birinde bir yurt gezisinde Atatürk’ün, bizim onbaşının köyüne uğrayacağı tutmuş. Köye telgrafla haber verilmiş. Onbaşı, arkasında bütün köy ahalisiyle birlikte istasyona gidip beklemeye başlamışlar. Derken tren görünmüş, istasyona yaklaşmış ve durmuş. Kapı açılmış, a, orta boylu bir adam! Köylüleri hayretle bizim onbaşıya bakmışlar. Bizimki ezilmiş büzülmüş, çünkü ortalıkta kapılardan sığmayan enine-boyuna Seyyid Battal Gazi gibi bir cengâver yerine orta halli, sarıyağız birisi vardır.

Rivâyet o ki Atatürk, “Nasılsınız sevgili vatandaşlarım, iyi misiniz?” diye hal-hâtır sorunca bizim onbaşı ikinci kere yıkılmış, zira Atatürk’ün sesi öyle top gürlemesi gibi filan değil, bilakis eski kayıtlarından dinlediğimiz sıradan, biraz da zayıfça bir sestir.

Derken çınaraltında kahve ikramı için Paşa buyur edilmiş, “Ne içerdiniz paşam, emredin” davetine Atatürk,

-Bir orta şekerli, köpüklü kahve ne iyi olur, deyince onbaşı kendisini tutamamış, “Boy neyse, ses de neyse ama orta şekerli kahve nereden çıktı; şimdi beni mahvettin Paşam” diye mahcubiyetinden yerlere girmiş.

Niçin orta şekerli kahveye bu kadar imaj bozucu bir rol yükleniyor? Çünkü kahveyi şekerli içmek, o günlerde ancak süslü püslü, alafranga beylere, daha ziyade hanımlara yakıştırılan bir alışkanlıktır. Atatürk dediğin kahveyi sade içmeli. Acı, iyi kaynamış olmalı, köpüğü olmamalı...


Herkesin bir Atatürk’ü var fakat aslında hepimizin bir Atatürk’ü olmalı. Bunun için ötedenberi savunduğum bir fikri yeniden tekrar etmek isterim. Gazeteci yazar Falih Rıfkı Atay’ın Atatürk’ü anlattığı “Çankaya” isimli meşhur bir eseri vardır. Bu yakınlarda Atay’ın bütün eserleri külliyat halinde Pozitif yayınları tarafından yeniden basıldı. Falih Rıfkı Bey ki, Türkçedeki ustalığı ve sade üslûbu ile tam bir kalem erbâbıdır.

Yıllar önce Çankaya’yı ilk okuduğum zaman çok şaşırmıştım ama Atatürk’ü de hepimiz gibi bir insan olarak anladığım için memnun olmuştum. Çankaya’nın en bâriz özelliği, Atatürk’ü yaşayan bir insan olarak tasvir etmiş olmasıdır; orada inkılap tarihi edebiyatında ve okul müsamerelerinde rastladığımız türden abartılı ifadeler, saygıyı ve sevgiyi neredeyse tapınma raddelerine çıkaran mübalağalar bulamazsınız. Falih Rıfkı Bey, şüphesiz Atatürk’ü çok seviyordu ve ona çok bağlıydı ama ona duyduğu yakınlığı bir Atatürk güzellemesi şekline dönüştürmek yerine soğukkanlı bir tahlil ve şahitlik şekline koymayı başarmıştır. Ayrıca Atatürk’ün hayat hikâyesi hakkında ilk ağızdan güvenilir bilgi ve hâtıralarla dolu olan bu kitap, yakın tarihimize dair pek çok mühim hadisenin arka planını resmetmesi bakımından iyi bir kaynaktır.

* Teklifim kısaca şu:* İlkokul birinci sınıfından üniversitedeki inkılâp tarihi derslerine kadar her sene klişe mâlumatla Atatürk’ü anlatmak yerine bu kitabı ders olarak koymak lâzımdır. Hata ve sevaplarıyla bir insan olarak Atatürk’ü genç kuşaklara öğretmenin en iyi yolu bence budur.

Eğer teklifim kabul görürse –ki zannetmem!- belki günün birinde bu ülkede Atatürk’ün boyu hakkında lüzumsuz tartışmalar yapıldığını, ülkenin en ciddi görünüşlü kurumunun da söylentiler üzerine kalkıp resmi açıklamada bulunmak ihtiyacı hissettiğini görmeyiz.

İnsani vasıflarıyla Atatürk, daha kolay ve iyi anlaşılabilen bir liderdir çünkü. Onun yakın tarih içindeki yerini tesbit etmek için Falih Rıfkı Bey’in şahitliğine güvenebiliriz.