Ahmet Turan Alkan

"İçinde hâdise kelimesi geçen bir şarkı söyleyin" denilse bizim kuşağın kısm"ı âzâmı lâhza sektirmeden "Bir hâdise var cân ile cânân arasında" şarkısını mırıldanmaya başlar.

Böyle bir yarışma yapılıyormuş, bir kısmını seyrettim ve gördüm ki, benim gibilerin repertuvarı, genç kuşaklar için neredeyse Sanskrit edebiyatı kadar antik ve meçhûl bir birikimden ibârettir. Pop kültür, sandığımdan daha yaygın ve etkili boyutlara ulaşmış. Müziğe karşı ilgisiz birisi sayılmam doğrusu ama bu programda yarışmacıların birbirlerinin ağzından kaparak söyledikleri şarkıların neredeyse tamamına yakınını daha önce duymamışım.

Tamam, artık delikanlılık çağlarını geçtik, her nesil kendi şarkılarını söyleyecektir filân da, ortada bir garâbet bulunduğunu görelim. Yeni neslin müzik dağarcığı, iki"üç senelik mâziye sahip ve bu şarkıların çoğu altı aydan fazla yaşamıyor, zihinlerde iz bırakmıyor, hatırlanmıyor bile.

Bu bir kopuş hali, dünü ve yarını olmayan bir tüketici kitlesine asırların birikimini nasıl emânet edeceksiniz? Büyük ihtimâlle onlar kendi birikimlerine, kendi ömür tecrübelerine bile sahip çıkamayacaklar.

Bazen Bâbıâlinin asırdîde kalemlerinden rahmetli Refii Cevad veya Burhan Felek'in hissiyatı paylaştığım oluyor; kendimi, "Nedir bu gençliğin hoppalığı, ne günlere kaldık vs." kabilinden cümlelerle homurdanırken yakalayınca gülmem geliyor. Refii Cevad Bey rahmetli olduğunda ben hâlâ kısa pantolonla geziyordum ama yetişme tarzım itibariyle o kuşağa mensup sayıyorum kendimi. Demek ki herşeye rağmen Meşrutiyet ve erken Cumhuriyet nesliyle bizim aramızda vahim bir kopuş yaşanmamış; dillerini anlıyor, okudukları kitaplardan lezzet alıyor, mırıldandıkları şarkıları azbuçuk biliyorum. Bence bu "ayniyet" değil devamlılıktır. Netice itibariyle bizler de modernitenin kırılmaz kuşatmasına maruz yaşıyoruz; modernliğin icaplarına "çoğuna ayılıp bayılmasak da" katlanıyor, en azından iştirak ediyoruz lâkin bizler için klasik değerler hep bir yerlerde var oldu. Bugünün gençlerini tehdid eden tehlike dünü ve yarını olmayan bir ân içinde yaşamaktır; bu neslin zevkini şahsi birikimleri değil, "Şu trendy, bu moda, falanca yükselen değer, filânca in, feşmekânca out" hükümlerini üreten pop endüstrisi tayin ediyor.

Her kuşak bir öncekini beğenmez, fazlaca alafranga ve züppe bulur ve bir araya geldiklerinde, "neydi bizim zamanımız mîrim" diye sızlanırlar; karşımızdaki vâkıâ, az önce tasvir etmeye çalıştığım gibi sıradan bir kuşak çatışması değil; yeni nesiller hâfızasız yetişiyor, işte bu tehlikeli.

Şimdiki zamanın yorucu temposu içinde pek hissedilmiyor ancak böyle dramatik bir mukayese imkânı doğduğunda anlayabiliyoruz. Bu yüzden mesele, eğitim ve kültür politikalarına lâyıkınca aksetmiyor. Dil ve kültür alanlarında en hassasımız bile İngilizce'nin yayılmacı tabiatına ve pop kültürün bulaşıcı tesirine dikkat çekmekle yetiniyor. Halbuki her toplum, sisteminin tam ortasına kendi klasiklerini koyarak eğitimi tanzim eder. Eğitim ve kültür politikalarımızın kifâyetsizliği sadece bütçe imkânlarıyla izah edilemez. Ne acı; kültür ve eğitim meselelerinde kafakarışıklığını henüz gideremedik: İttifakımız yok. Şuracığa yazması kolay da bu acıyı bütün boyutlarıyla hissetmek zor.

Cumhuriyetin dil ve kültür politikası Cumhuriyet öncesiyle bağları koparıp seküler bir "tabula rasa" (beyaz sayfa) açmayı murad etmişti. Bu beklenti direklerden döndü. Şimdinin genç kuşağı, devlet seçkinlerinin o çokca ayılıp bayıldığı tek parti devrinin dil ve kültür iklimine bile nüfuz edemeyecek kertede donanımsızdır.

Aloo, sesim duyuluyor mu?