Ahmet Turan Alkan

“Ben bu hikâyeyi bir yerden hatırlayacağım ama…” dedirten olaylar, bir sene önce başladı. Kimliği bilinmeyen birileri, gece yarısı bazı evlerin kapısına boya ile çarpı işareti koyuyorlardı.

Aynı sokaktaki evlerden bazılarına işaretlenirken diğerlerinde görülmemesi komşular arasında tedirginliğe sebep oluyor, “Çarpı konulan evlerin ortak özelliği nedir?” sorusunu hatıra getiriyordu. Cevap kısa zamanla ortaya çıktı: Çarpı konulan evler Alevî vatandaşlara aitti. Alevîler, Cumhuriyet’in tedirgin çocukları; düne kadar, kalabalık yerlerde sahip çıkamadıkları inanç kimliklerini tam da rahatça ifade edeli henüz beri birkaç yıl olmuşken kapılarına çizilen çarpılar, haklı bir öfke ve huzursuzluğa sebep oldu. Tertipli bir kışkırtmadan, hatta muhtemel bir kıyımdan endişelendiler. Tepkilerini dile getirdiler ve devletten bu işi kimin yaptığını bulmasını istediler; hatta bu konu Meclis’te soru önergesine bile konu oldu, önemliydi. Devlet bu defa devlet olmanın icâbını yerine getirir miydi acaba? 70’li yılların sonuna doğru Çorum ve Kahramanmaraş’ta olup bitenlere hâlâ akıl erdiremeyen, 93’te Sivas’taki ağır çekim provokasyonu sadece seyretmekle yetinen (Bkz. Dünkü Zaman: “Asker Madımak’ı sadece izledi”. Bkz. Şahsi fikrim: Vilayet ve polis de izledi!), devlet bu defa on paralık sprey boya veya fırça ile Alevî topluluğunu huzursuz edenleri derdest edecek miydi? Şaşıracaksınız ama devlet bu defa üzerine düşeni yaptı; çarpıların amatör ressamlarını buldu ve üç kişiyi yakaladı. Cumartesi günü Star gazetesi bu haberi çok imâlı ama galiba çok doğru bir başlıkla yayınladı: “Eski Türkiye Tipi Provokasyon”

<!--more-->

Ayrıntılar şaşırtıcı ve öğretici: İstanbul Gültepe’de on evin işaretlenmesi üzerine başlayan soruşturmada polis, ikisi bir Alevî derneği üyesi, biri cinayet ve şiddet eylemlerinde siparişle iş tutan taşeron Marksist örgütlerden birinin üyesi çıktı. Habere göre kışkırtıcılar sadece kapılara çarpı çekmekle kalmamış, “Eylem gürültüye gitmesin; belki halkımız anlamaz” diye aynı minval üzere bildiriler de dağıtmışlardı. Kışkırtıcı amatör ressamlardan birinde meslek ahlâkı hayli yüksek derecelerde tezahür etmiş olmalı ki kendi evini de bu anlamlı sanat eserinden mahrum bırakmamış, “İroninin dibi” bâbında bir çarpı da kendi kapısına kondurmuştu. Polisin yaptığı aramada, aynı özellikleri taşıyan boya ve spreyler de bulundu. Mahalle sâkinlerine göre bu hadise, Gültepe’ye yapılması düşünülen cami inşaatını engellemeye yönelikti. Haber, bir yıl içinde çeşitli şehirlerde 20 civarındaki işaretleme olayında bütün faillerin yakayı ele verdiğini gösteriyor.

Polis dediğin, devlet dediğin aslî görevini yerine getirmeli. Şahsî tezim şudur: 93’ün 2 Temmuz’unda olup bitenleri, tecrübeli ve dirayetli bir vali ve bir manga polis bile engelleyebilirdi; halbuki bizim devlet yapılanmamız kâbus gibi korku filmi gibi bir şey; ordusunu halkına karşı mevzilendiren, farklı inanca sahip toplum önderlerini sırtından vurduran, boğazını kestiren, faili meçhul dosyalarını (Bu arada meselâ emvâl-i metrûke komisyonu defterlerini de!) hokus-pokusla kaybeden hukuksuz bir cebir ve tagallüp cihazından bahsediyoruz. Bu mânâda Cumhuriyet tarihimizin en majör hadisesi, devletin ağır çekim hareketlerle hukuk devleti doğrultusunda evrilmesidir. İşte bu yüzden devletimiz bu defa kışkırtıcıları iş üzerinde iken yakaladı diye bayağı duygulandım desem yeridir.

Başta imâ ettiğim hikâyeyi hatırladım şimdi, geç oldu ama olsun: Ali Baba, haramîlerin altın sakladığı mağaranın yerini öğrenir, fakat haramiler mağaraya birilerinin girdiğini fark ederek Ali Baba’nın evini bulur ve kapıya çarpı koyarlar. İşareti fark eden Ali Baba, hemen o gece bütün evlerin kapısına çarpı koyarak haramilerin planını suya düşürür! Darısı, kozmik odalarda saklanan öteki devlet sırlarının başına diyelim mi?