Ahmet Turan Alkan

Eski Yunan tiyatrolarından birinin duvarında şöyle bir yazının olduğu rivayet olunur: "Ahlâksızlıkları gülerek cezalandırıyoruz." Bu vecize her aklıma geldiğinde biz Türklerin ahlâksızlığı cezalandırmak için genellikle hangi yola başvurduğumuzu düşünür, işin içinden çıkamam. Gülmek bizi bozar bir kere, o ihtimâli çiziyorum. Geriye en baskın tepki tarzımız kalıyor; dövmek veya kaba güç kullanarak bizzat ceza vermek. İçinizde az sayıda da olsa, "Aa, ne kaba bir şey bu ayol, hayır, katiyyen öyle değil" diye caz yapanları görür gibi oluyor ve gülüyorum; hadi dürüst olalım, cezayı hak edenleri bizzat cezalandırmak kadar büyük bir keyif tasavvur olunamaz; güç kullanmak keyif verici şeyler kategorisine girer ve hızla alışkanlık haline gelir. Onun içindir ki insanlık tarihinin başından bu yana yazılı kanunların yüzde doksanı, güç kullanmanın tahdidine ve bu tarzı tercih ettiğimizde başımıza neler geleceğine dair şeylerdir.

Gülmeyi zayıflık addediyoruz, bizzat ceza vermeyi seviyoruz peki, çok istediğimiz halde adaleti bizzat tecelli ettiremeyecek kadar korkak, pısırık veya beceriksiz birisi ne yapar?

Öğretmenim ben cevap verebilir miyim: Karakola gider!

Ucu karakolla başlayan bir süreçte hak aramak ve nihai adaleti tecelli ettirmek ancak "hukuk devleti" kavramının çok ciddiye alındığı az sayıdaki batılı demokraside mümkün. Bizde karakolda hak aramak, "Kızım seni yaşara vereyim mi" türküsünden beridir ki en basitinden zaaf işareti sayılır. Gülmeyi aklımıza bile getirmeyiz, daha doğrusu birisini gülerek cezalandırmak fikri, an'anevi Türk düşünce tarzına yabancı ve muhaliftir. Başta da buyrulmuştu, gülmek bizi bozar. "Ne cıvık cıvık gülüyon..., pişmiş kelle gibi sırıtıp durma..." ve emsali lâflar, gülmek fiilinin hiç de erkekçe, mertçe ve dürüstçe bir eylem olmadığını imâya kâfidir.

Tersi olmalıydı halbuki; ilkokullardan başlayarak biçki"dikiş kurslarına kadar her eğitim ve irfan ocağında gülme dersleri koymalıydık. Okullarından kahkaha seslerinin ayyuka çıktığı bir maarif sistemi düşünebiliyor musunuz; kimbilir ne güzel olurdu? Tabii nesiller boyunca "ciddi adam" yetiştirmekten başka büyük kaygısı olmamış bir milletin nasıl olup da mekteplerine "kahkaha ve gülme hocası" yetiştirebileceğinin hesabını ben yapamam.

"Ay komşular duydunuz mu filancanın oğlu, feşmekan mektebine kahkaha hocası olmuş..

"Vah vah, eli yüzü düzgün efendiden bir çocuktu, hiç de belli olmuyordu hayret...

"Yazık sabiye, doğru dürüst ana baba terbiyesi almazsa olacağı budur, ben söyledimdi..

"Ay içim cız etti valla, arslan gibi delikanlı, sen tut da, vah vah...

Bunlar muhtemel ve aşılması mümkün psikolojik engeller; eğer becerebilseydik, eğer ahlâksızlıktan, hırsızlık, hortumculuk, vurgunculuk gibi iri suçlardan başlayarak beceriksizlik, liyakatsizlik, suiistimal gibi daha ufak tefek cürümlere kadar bilcümle kifâyetsiz muhterisi gülerek cezalandırmayı öğrenebilseydik hiç şüphe etmiyorum ki en azından şimdi kamu bankalarında daha çok hortumlanmamış para yatıyor olurdu ve "biz adam olmayız kardeşim"le noktalanan pek çok tartışmaya gerek duymazdık. Ne bileyim, mesela cumhurbaşkanı başbakanı azarladı diye başbakan yardımcısı cumhurbaşkanına anayasa kitabı fırlattığında, fakir"fukara iki saatte bir misli daha fukaralaşmamış olurdu veya o rezaletin ardından, bu rezalete sebebiyet verenler "aman milleti kendime güldürmeyim" diye arlanarak yarım saat içinde istifa edip ortalıktan çekilirlerdi.

Ömrünce ciddiyet temrini yapmış bir milletin, ciddiyeti gereğinden fazla ciddiye aldığı için bir türlü ciddi olamayışı yüzünden gülmeyi bir türlü becerememesi gibi ilginç ve çelişkili bir vaziyetle karşı karşıyayız. Suratımızı asıp "vay namussuzlar, bu kadar da çalınır mı" diye kaş çattıkça kombine hırsız takımının cesarete gelip daha yeni iş alanları araştırma şevkine geldiklerini nereden bilelim? Biz hep ciddiyetin doğru ve gerekli bir şey olduğunu öğrenerek büyüdük ve ne zaman birisini gülerken görsek,

"Bu çok gülüyor, ağlaması yakındır, diye felsefe yaptık. O da olmazsa, erkekler için "sırıtmak", hanımlar için "kırıtmak" fiillerini nerdeyse ahlâksızlık kılığına sokarak yasakladık. Biz somurttukça çaldılar, homurdandıkça görev ve yetki suiistimallerini artırdılar, kızdık darbe oldu, öfkelendik ekonomik kriz çıktı.

E, bir de gülmeyi deneyelim artık!

Mesela milletvekili eşleri hakkında başörtüsü soruşturması yaptırdığı halde feci halde yanıltılan ve tabir yerindeyse bir güzel aldatılan makama gülmekten kim alıkoyabilir bizi; hayır anayasa ihlâli, cumhuriyetin temel değerlerine ters iş yaptığı için filan değil, sipariş verdiği firma tarafından kazıklandığı için gülelim. Tecrübeyle sabit, kızınca randıman alamıyoruz. Bu defa gülelim.

Gülmek nasıl mı oluyor; bilmem.. şöyleydi galiba:

Kah kah kah!