Ahmet Turan Alkan

Akış nereye doğru; Medine'den Mekke'ye mi, Mekke'den Medine'ye mi? Hacılar her iki istikamette de yolculuk ediyorlar. Biraz erkence gelen vaktinin büyük kısmını Medine'de geçirip Efendimiz'in Mescidi'nde kırk vakit namaz kıldıktan sonra umre için Mekke'ye dönüyor. Bizim gibiler ise evvela umre ve haccını tamamlayıp Medine'ye geçiyorlar. Her ne olursa olsun mü'minlerin bu iki şehir arasında arılar gibi gidip gelmeleri, hayatlarında ilk defa bu kadar yakından yaşadıkları ayn'el yakîn bir din pratiği teşkil ediyor.

Medine bir başka

Mekke'den bir akşamüstü çıktık. 470 kilometrelik yol üçerden altı şeritli ve Türk firmalarının emeğiyle tamamlanmış çok güzel bir otoyol, fakat yol boyu konaklama tesisleri bu güzelliği gölgeliyor. Batıdakiler hariç ülkemizdeki yol konaklama tesisleri de pe aliyyülâlâ sayılmaz fakat buradakilere nisbetle her biri en az iki yıldızlık fark atıyor dersem nasıl manzaralarla karşılaştığımızı tasavvur edebilirsiniz. Çoğunun tuvaletleri kullanılamaz durumda; yemekler mide zevkimize aykırı, mescidler kir pas içinde. Normal şartlarda altı saatlik bir mesafenin, mevsim ve sair sebepler yüzünden çoğu kere on saati bulduğunu düşünürseniz hacılar açısından nasıl sıkıntılı geçtiğini anlayabilirsiniz.

Neyse ki bu meşakkatin ucunda Medine var; Medine bir başka!

Hep o aynı yorum

Medine'ye salat'üs selamlar ve yağmurla girdik. Ertesi sabah aynı serin havayla karşılaştık. Medine, Mekke'ye göre daha derli toplu ve hacıların daha az kayboldukları bir şehir. Râkımının yüksekliği yüzünden yayla iklimine sahip. Temiz, tertipli ve özellikle trafik mantalitesi sağlam bir belde. Karşılaştığım bütün hacılar Mekke"Medine kıyaslamasında Medine'ye üstün ve iyi özellikler atfederek, "e, ne de olsa ahalisinin büyük kısmı ensâr torunudur" şeklinde mânidar bir tesbitte bulunuyorlar.

Efendimiz'in Mescidi'ne aynı Mekke'de olduğu gibi "Haram" ismi verilmiş. Haram, şehrin kalbi ve coğrafi merkezi. Suudi yönetimi Efendimiz'in kabrini ve Mescidi'ni yüceltmek için muhayyilenin alabildiği her türlü gayret ve fedakarlığı göstermiş. Hemen yanıbaşındaki "Cennet'ül Baki" ise onbinlerce sahâbe mezarının yer aldığı çok büyük bir alanı kapsıyor. Etrafı gayet itinalı duvarlar ve demir şebekelerle çevrilmiş olmasına rağmen içi düzlükten ibaret. Ecdad ve din büyüklerinin kabirlerini tek tek işaretlemek yerine kolektif bir çerçeve içine almak, Suudi yönetiminin üzerinde titizlikle ısrar ettiği dikkat çekici bir yorum.

Şu battaniye meselesi Çarşı pazar, Mekke'yle mukayese edilmeyecek derecede cıvıl cıvıl, hareketli ve rengârenk. Esnafı Mekkelilere nisbetle daha iyi Türkçe konuşuyor ve hacılarımız torun"tosun ve konu"komşu ve hısım"akrabaya götürmek için takke, tesbih, misvak, hurma ve battaniye alışverişlerini kendi başlarına rahatlıkla yapabiliyorlar. Şu battaniye meselesine bir parantez açmam gerek:

Petrol türevi iplikten imal edilen ve genellikle bir köşesinde "Made in Turkey" etiketi bulunan renkli resimli battaniyelere bizim hacılar büyük rağbet gösteriyor. Bu karşı konulmaz ilginin tam sebebini henüz bulamadım, belki de Türkiye'ye göre biraz daha ucuz oluşundandır. Aynı titizlik seccade konusunda da gösteriliyor. Galiba bizim hacılarımız bu tür hediyelik eşyanın nerede imal edildiğine değil, nereden getirildiğine daha çok önem veriyorlar. Bu yoruma da saygı duymak gerek.

Kafesinde çürümüş aslanlar

Öğleden sonra Diyanet'in tahsis ettiği bir minibüsle hızlı bir Medine turu yaptık. Turun hızlı olması gerekiyor çünkü program gereği Medine'de ancak iki gün kalabileceğiz. İlk durağımız Yedimescidler bölgesi ve ardından efsanevi Medine Tren İstasyonu. Hicaz demiryolunun son durağı Medine istasyonu şu esnada büyük bir onarımdan geçiyor. Lokomotif bakım atölyelerinin ve manevra sahasının bulunduğu büyük alandaki traversler sökülmüş. İstasyon binasının restorasyonu ise devam etmekte imiş. Uzaktan gördükse de yaklaşmak kabil olmadı. Buna mukabil bakım atölyelerinin olduğu bölgeye girerek kafesinde çürümüş birer arslan iskeletini hatırlatan paslı Osmanlı lokomotiflerini gördük. Bize harap halde olduğu söylenen İstasyon Camisi ise faal haldeydi ve biz orada iken içinde ikindi namazı kılınıyordu.

Küçük bir Medine turu

Tren deyip geçmeyiniz, şu anda Hicaz bölgesinde raylı ulaşım sisteminin bütün uzunluğu 500 kilometre civarında imiş; yeni demiryolu yok denilebilir. Medine istasyonu ise Osmanlıların demiryolu işletmeciliğinde erişebildikleri en uzak yeri ve Osmanlı hayalhânesinin ufuklarını temsil ediyor. Emeği geçenlere rahmetler dileyip Hendek Savaşı'nın cereyan ettiği bölgeye gittik. Daha önce bahsettiğim "tercihli gönülsüzlük" tavrı burada da kendini hissettiriyordu; ne bir iz ne bir levha veya işaret. Sanki sıradan bir mahal. Buna mukabil Mescid"i Kıbleteyn (yani iki kıbleli mescid), olağanüstü ihtimamla onarılmış, faal ve pırıl pırıl görünüyordu. Hemen akabinde Uhud Dağı'na doğru yöneldik. Meşhur okçuların mevzilendiği tepe hayli tıraşlandıktan sonra beş on metre yüksekliğinde bir çıkıntı halini almıştı ve her attıklarını onikiden vuran seyyar satıcılar tarafından kuşatılmıştı. Uhud'da şehit olanların kabirleri ise aynı Cennet'ül Baki'de olduğu gibi duvarla çevrilmiş ve hemen yanıbaşlarına kabirlerde dua ve ibadet etmekte aşırılığa gitmenin şirk ve bid'at olduğunu savunan iri tabelalar konulmuştu. Duvarlara açılmış demir parmaklıklı pencerelere yaklaşarak Uhud şehitlerinin kabrine Fatiha gönderdik. Küçük Medine turumuzu Mescid"i Kuba'da tamamladıktan sonra geriye döndük.

Yine de "ah vatan"

Mekke giderek hüzünlü bir tenhalığı kuşanırken Medine gelinlik genç kızlar gibi yılın en pırıltılı günlerini yaşıyor. Yine de hacıların yarıdan çoğunun hâlâ Mekke'de olduğunu hatırlatmakta fayda var ama oteller daha şimdiden tıklım tıklım dolu. Ne yazık ki biz, Efendimiz'in hilm ve şefkatini bürünen bu çok güzel beldenin en neş'eli demlerini göremeden buradan ayrılmış olacağız. İstikamet memleket ve memleket yine de çoğumuz için "bülbülü altın kafese koymuşlar da ah vatan demiş" meselindeki anlamı yaşatıyor ve hatırlatıyor.

Bu size kutlu topraklardan son yazım; haftaya yeniden memleket gündeminde buluşmak üzere selamlar ve dualar.