Ahmet Turan Alkan

Haber, "Şehit yakınlarına askerlik yok" başlığı ile özetlenebilir; buna göre "Askerlik hizmetini yerine getirirken ölen, akıbeti meçhul kalan, hakkında gaiplik kararı alınan veya maluliyet aylığı bağlanmasını gerektirecek biçimde malul olanların, baba ve annesinin müşterek olarak talep ettiği veya baba ya da annesinden biri ölmüş ise sağ olanın talep ettiği kardeşlerden biri, istekli olmadıkça silah altına alınmayacak, askerse terhis edilecek."

Askerlik Kanunu'nun ilk maddesi, Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan her erkeğin askerlik yapmaya mecbur olduğunu âmirdir. Ayrıca askerlik vecîbesi, yeni tâbirle "ulus devlet"in en temel ve mânidar şartlarından biri sayılıyor. Askerlik hizmetinin "genel", Silahlı Kuvvetlerin ise "Milli ordu" olmak niteliği, Genelkurmay'ın son açıklamasında "Türk milletinin ordusu" ifâdesiyle teyid olunuyor. Yeni kanun düzenlemesi, "vatanî hizmet" kavramına istisnaî bir parantez açarak şehit, gaib ve mâlul ailelerden askerlik çağı içindeki bir üyeye askerlik yapmama hakkını verdiği gibi Terörle Mücadele Kanunu kapsamında hayatını kaybeden yükümlülerin çocuklarına da istekli olmadıkları sürece askerlikten muafiyet imkânı sağlanıyor.

Bu kanun önceki gün Resmi Gazete'de yayınlanarak kesinleşti; merak edip Meclis tutanaklarına baktım; hemen bütün parti sözcüleri, bu kanunu "milli mesele, mühim dâvâ" statüsünde mütalâa ederek lehinde oy verirken, Anayasa'nın 72. maddesine göre hem hak hem ödev sayılan Vatan hizmetine getirilen bu istisnânın felsefî ve siyâsi boyutları üzerinde durmak lüzumu hissetmemişler. Meselâ CHP adına konuşan Vekil Zekeriya Akıncı, bu düzenleme ile "ulusumuz ile onun gözbebeği TSK arasındaki sıkı ve sıcak bağın daha da güçlenmesine olanak" sağlanacağını, bu kanunun "şehit ailelerine duyulan saygının bir ifadesi" olduğunu belirtip sözlerine tüm şehitlerin önünde saygıyla eğilerek tamamlamış; diğer grup sözcülerinin yaklaşımı hemen hemen aynı.

Askerlik hizmetinden muaf tutulmak kavramının, kanunla bu istisnai haktan istifade edeceklere bir "mükâfat" bir avantaj gibi sunulmasını anlamadığımı belirtmek zorundayım; bu yaklaşım, hiç şüphesiz Anayasa'nın 72. maddesinin devamında belirtilen "Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir" cümlesine mevzuat bakımından uygun, fakat rûhen aykırı görünüyor. Şehâdet mertebesine ulaşmış olanların ailelerine yapılan her nevi sosyal yardım (maaş, iş edinme, konut desteği, vergi indirimi) ve sair kolaylıklardan bahsetmiyoruz burada; doğrudan askerlik muafiyetinden söz etmeye çalışıyoruz.

Adım gibi eminim ki, bu fikrimi tersinden yorumlayarak, "sen şehit ailelerine gösterilen kolaylığa karşı mı çıkıyorsun; ne istiyorsun bu yaralı ailelerden?" şeklinde konuyu anlamazlıktan gelenler de çıkacaktır. Açık konuşayım, verilen "muafiyet" mükâfatına hiç itirazım yok, fakat bu kanunu yapanlar bir mânâda "vatan hizmeti" kavramını, bilerek veya bilmeyerek tartışılır hale getiriyorlar. Kamuoyu zaten, işini punduna getirip şu veya bu şekilde "çürük" raporu alarak askerlikten yakayı sıyıran veya nasıl işlediğini anlamadığım kayırmacılık sisteminden istifade ile pek ehven, hattâ cazip şartlarda vatan hizmetini yerine getiren, getirdiği var sayılan kişilerin varlığından ve bu gibi adaletsizliklerden öteden beri rahatsızdır. Kezâ dövizle askerlik uygulamasının, toplum zemininde ne türlü homurtulara yol açtığı sır değil (ki bence kapsamı daha genişletilmelidir). Böyle bir vasatta askerlik muafiyetini, ikramiye gibi telakki eden bir kanun düzenlemesi, ulus devlet fikrini güçlendirir mi, yoksa zaafa mı uğratır, onu büyüklerimizin daha iyi bildiği anlaşılıyor.

Kanun yapıcılarımız "vatan hizmeti" kavramını tartışılır hale getireceklerine nicedir sözü edilen profesyonel ordu konseptine mesai verseler belki daha hayırhah bir iş yapmış olacaklardı.