Ahmet Turan Alkan

Satrançta ilk hamleyi kazanmak için kura çekilir çünkü ilk hamle üstünlüğü, çoğu kere oyunun gidişatını belirler. Hayatın her alanı, hamle üstünlüğünü kazanmak için verilen mücadelelerle dolu. Hamle önceliğine sahip olmak, o an için neyin daha önemli olduğunu tayin etme hakkını elde etmektir.

Günün irili ufaklı onlarca meselesini sıraya koymak için her gün kendimizce karar veririz; hayatın kendisi dahi bir ehemmi mühimme tercih etme (ehemm; mühimler arasında öncelikle göz önüne alınması gereken) faaliyeti. Hayat görüşü dediğimiz şey, biraz da ehemm-mühimm tefriki yaparken başvurduğumuz kriterlerdir. Oscar Wilde'ın "günün küçük hadiseleri seciyeyi yapar veya yıkar" sözüyle kasdettiği nükte biraz da budur ve böyle olduğu içindir ki, bir insanın kanaatlerini değiştirmek, aslında onun "ehemm-mühimm" sıralamasını değişmeye zorlamak anlamına geliyor. Terbiye, eğitim, ahlâk, sağduyu gibi kavramlar, nihai tahlilde "ehemm-mühimm" cihazıyla ilgili. Aile terbiyesinden okul eğitimine, toplum değerlerinden yazılı ve görüntülü basın faaliyetlerine kadar bir sıra kurum ve endüstri, hep bu cihazı etki ve baskı altında tutmayı hedef alıyor.

Zor zamanlar yaşıyoruz. Her sabah, teorik planda avucumuzda gibi görünen hamle üstünlüğümüzün taktik ve stratejik kıymetini lâyıkıyla bilmeden, onu başkalarına devrederek günü geçirip gidiyoruz. Konuşulması, düşünülmesi, hakkında karara varılması ve takib edilmesi gereken önceliklere sahip çıkmaktan ziyade "feda" tavrı ağır basmaya başladı. Hamleyi karşı tarafa bırakırsanız oyunu o yönlendirecektir; oyunu kurmak hakkı, insan hakları edebiyatı içinde yer almasa da buz gibi "temel hak"lar manzumesinden.

İlk hamle benim değilse ben yokum artık; ilk hamleyi yapanın aklıyla düşünen ve olayları onun gözüyle izleyen biriyim. Önceliklerim, irâdem ve şahsiyetim, şimdi tek şeye kilitlenmiştir; artık kazanamayacağını bilen ama en iyi netice olarak kaybetmemeyi düşünen biriyim şimdi. En iyimser şartlarda öfke duyan, homurdanan, kendi kendine söylenip duran biri... Eğer kendi önceliklerimi, günün en basit hadisesinde bir hamle üstünlüğüne dönüştüremiyorsam zamanla kendi önceliklerimden şüphe duymaya başlamam tabii görünecektir.

Çuvaldız faslı: Sabah gazetemi açınca, tam orta yerinde tabanındaki toz detaylarını bile sergileyen pabuçlu ayaklarını gündemimin tam orta yerine teklifsizce uzatarak "uzun oturmuş" bir adam görüyorum. Beden lisanıyla "ben böyleyim ve siz beni bu halimle kabule, benimle ilgilenmeye ve fikirlerimi ciddiye almaya mecbursunuz" edâsını dillendirmekte. "Günün küçük hadiselerinden biri" tarifine tıpatıp uyan bir hamle üstünlüğü gösterisi. "Ne hakla?" diye düşünmeden edemiyorum.

"Falan futbolcu onbeş gün sahalarda yok" spotu da aynı cümleden; bu mühim futbol değerinden onbeş gün ayrı kalmaya tahammül edebilecek miyiz acaba? Bu sualin cevabı mı aranmaktadır; nedir?

Neredeyse bütün Türkiye delirmiş gibi dedikodusu bol, müzikalitesi kıt bir televizyon yarışması seyretmekte. İzlenme oranlarını görünce utandım, çünkü utanılması gereken bir irtifa kaybını işaretliyor. Matbuatta eli kalem tutup da bu programın dedikodusunu yapmayan kalmadı gibi. Sizin bütün önceliğiniz bu mu ey "kanaat önderleri"? Ey milletim; dışardan bakınca basiret sahibi bir görüntü arz eden muhterem heyetinizde her iki kişiden biri, "kerâhat" saati gelince bu programa mıhlanmakta imiş. "Seni bu hale getirenler utansın" demiyorum, biz bu hallere biraz da nerede çalgı çalındığını duysak, oynamaya başlayarak geldik çünkü.

Önceliklerimize sahip çıkalım; onlar yoksa, biz de yokuz!