Ahmet Turan Alkan

Seçimlerden önce bazı partilerin, "milletvekilliği dokunulmazlığını kaldıracağız" yolunda kampanya başlatmaları yanlıştı. Dünyanın her yerinde yasama uzvunun mensupları benzer muafiyet ve korunma tedbirlerinden istifade ederler. Az sayıda kötü örnek dokunulmazlığı istismar ediyor diye Meclis üyelerinin tamamını 'dokunulabilir' kılmak Meclis'i güçlendirmez, zayıflatır.

Meclis'in itibarı çok yüksek olmalı; itibarı kanunlar değil, Meclis heyetinin tamamı sağlar ama çürük elmalar için sepet feda edilmez. Çare dokunulmazlığı kaldırmak değil, Meclis'in itibarını hassasiyetle muhafaza etmektir.

<!--more-->

"Dokunulmazlığı kaldırmıyoruz, çünkü yargı bağımsız değil" lâfı da çürük. Doğru bir tez, yanlış delillerle savunulmamalı. Velev ki öyle olsa bile böyle bir lâfın sarfı, yargının sırtındaki problemleri ağırlaştırmaktan başka neye yarar? Yasamanın itibarını yüksek tutmak için yargıyı eleştirmek, maksadını aşan bir gayret.

Yüksek yargı kuruluşu başkanlarının, 'yargıya güvensizlik' imâsını kabullenmeyip ânında tepki göstermelerini tabii karşılamak gerek ama cevabi beyanlardaki 'sinir dozu'nun hayli yüksek tutulduğu da dikkatlerden kaçmıyor. O üslup tartışmayı alevlendirir ve daha şimdiden toz-duman birbirine karıştı bile.

İfrattan tefrite düşmekten kurtulamıyoruz: "Milletvekilli dokunulmazlığı ömür boyu sürmeli" teklifi daha başka bir garâbet. Merak ediyorum; sıfır mâliyetle problem icat etmek milli sporumuz mudur bizim?

Sâkin olalım, yargıyı yasamaya, yasamayı yargıya tercih edecek halimiz yok. Sistemin temel aktörleri birbirini hırpalayıp rövanşist beyanlar vereceklerine kendi kurumlarının itibarını lâfla değil fiille yükseltmeyi tercih etseler daha doğru olur.

Bir 'laiklik' vurgusu da benden

DYP Genel Başkanı, Rauf Denktaş'a destek için Mersin'in Erdemli ilçesinde miting düzenlemiş. Garibime gitti; 'acaba Erdemlililer de mi Kıbrıs seçimlerinde oy kullanacaklar' diye düşünmeden edemedim. Konuyla ilgili haberde bir başka husus daha dikkatimi çekti: DYP Genel Başkanı Ağar, bu mitingdeki konuşmasına, Efendimiz'in Kıbrıs'la ilgili olarak gördüğü bir rüyayı naklederek başlamış ve Efendimiz'in halası Ümmü Haram'ın bu rüya üzerine Kıbrıs seferine katıldığını nakletmiş.

Hadis velev ki 'sahih ve hasen' olmuş olsun, Denktaş'a destek maksadıyla tertiplenen bir mitingde zikredilmesinin hikmetini anlayamadım. Siyasetle dinin niçin ayrılması gerektiğini gösteren çıplak bir nümune ile karşı karşıyayız bence. İşin yanlışlığı şurada; pek çok İslâm memleketi, hakkında hadisle rivayet olunan bir rüyâ mevzubahs olmaksızın fethedilmişti. İslâmi mantığa göre 'Dâr'ül İslâm' statüsünü kazanan bir yerin sonradan 'Dâr'ül-Harb' haline gelmesine hoşgörüyle bakılmaz; acaba bu mânâya mı atıfta bulunuluyor? Eğer öyleyse Kıbrıs meselesinde Denktaş taraftarı partilerin 'dini' mantıkla desteklenmesi gerektiği, laikliğin en basit ve temel kuralına aykırı bir tavırdır ve hoş değildir.

Aynı mantığı takib ederek düşünelim; böyle bir rüya hadisesi olmasaydı, Kıbrıs meselesindeki tezlerimizi müdafaa edemeyecek miydik? Yine aynı mantıktan hareketle Sayın Ağar, ulemânın ekseriyetle kabul ettiği üzere Miraç hadisesinin cereyan ettiği şerefli Kudüs için de -meselâ Adana'da- bir miting tertiplemeyi ve Miraç'ı telmihen Kudüs'ün İsrail işgalinden kurtarılması için kamuoyunu yönlendirmeyi düşünür mü?

Kıbrıs 'dini' bir mesele değil, 'siyasi' bir mesele. Siyasi bir mesele siyasetin icapları, kavramları ve rükünleri ile izah olunur, savunulur veya eleştirilir. Siyâset, kendi alanı içinde kalınarak yapılmalı. Laikliğin de muradı budur bence. Böyle olması evvelemirde siyasetten ziyade 'din'i rahatlatan ve ibrâ eden bir yaklaşımdır.