Ahmet Turan Alkan

Böylece bir sürecin daha suyunu çıkarmış bulunuyoruz efendim. “Böyle olacağı daha başından belliydi” diye homurdanan çevreler, haklı çıkmak için fazla beklemek zorunda kalmadılar. Denizden babası bile çıksa yemekten çekinmeyen Türk tipi gazetecilik anlayışının görkemli zaferiyle teselli buluyoruz dersem fazlaca aldırış etmezsiniz herhalde...

Öteden beri söylerim, ketumluk bize yaramıyor, ciddiyet cildimizi tahriş ediyor, ahde vefa göstermek bulantı yapıyor, sır saklamak kronik hapşırığa yol açıyor. Öyleyse nedir bu günlerce isim krizi icad ederek isimler üzerinde ince eleyip sık dokumalar, “Ada”ya hususi koster kaldırmalar, kapalı cezaevi kapıları ardında uzun uzadıya gizli celse akdetmeler filan?

İmralı sâkini başta olmak üzere BDP heyeti ve onlara müzahirlik eden güvenlik elemanlarının mecmûu da gösterdi ki gizli-kapaklı işleri beceremiyoruz. Alerji yapıyor, bünye kaldırmıyor.

Çaresi açıklıktır efendim. Şeffaflık! Şehir Hatları’ndan orta boy bir vapur, en iyisi feribot tahsis edersiniz gazeteci, televizyoncu taifesine. Şöyle genişçe bir spor salonu veya genel maksat çadırı gibi havadar bir yerde kameralar kurulur, spotlar yakılır, ses tertibatı ayarlanır; görüşmeleri naklen yayınlarsınız. Ne mektup, ne tutanak, ne örtülü kaş-göz işareti veya işmar... İşte bütün Türkiye, bütün dünya sizi seyrediyor. Dökün eteğinizdeki taşları, verin gümbür gümbür mesajlarınızı. Kandil’e özel ulak, Avrupa’ya kapıdan kapıya teslim motosikletli kargocu eleman göndermeye gerek yok ki? Artık her bilgisayarda video-konferans aparatları mevcut. “Yolda mola iktiza etti, çantayı düşürdüm, tuvalette ıslanmış, hava yağışlıydı, lastikler pati yaptı da geciktim” gibi bahaneler gerekmez. Ânında görüntü!

Üstelik meraklıları ve hayran kitlesi, İmralı’daki “Liderlik”in sağlık ve afiyet durumunu canlı yayın aracılığıyla ânında görüp hasret giderme imkânına da sahip olabilirler; bunlara ilâveten ben İmralı’ya görüşme günlerine dışarıdan seyirci götürülmesini ve görüşmelerin “dizi” formatına uygun olarak haftada bir gün tekrarlanmasını da nâçizâne öğütlemek isterim. İsteyen lehte veya aleyhte tezahürat yapar, kavga çıkar, onu da haber yaparız; seyyar satıcı esnafı da kazanır. Belki “Liderlik”in canı çıtır çıtır taze iskele simidi çekmiştir. Görüşme esnasında çay, gazoz, kahve servisi yapılır fakat dühân isti’mâl edilmez çünkü sağlığa zararlıdır. Liderlik, bir yanda çayını yudumlarken öte taraftan ekran aracılığı ile Kandil yârânı ile ânında görüşür, teftişini yapar. Avrupa’daki muhiblerinin ahvalini istifsâr eder. Hasretlik giderilir, müdavele-i fikirde bulunulur; ortam yumuşar, sinirler gevşer. Böylece şahsiyetine güvenilir bazı vekillerin görüşmeler esnasında el yazısı ile harıl harıl not tuttuktan sonra devrisi gün bazı gazeteci arkadaşlarına “Şöyle güzelce yaz hele gurban” diye haber sızdırma külfetlerine de lüzum kalmaz.

Açıklık iyidir efendim; hele ketumluğu beceremiyorsanız –ki öyle!- yüzde yüz iyidir. Bu ahali de geleceğini yakından ilgilendiren şu sürecin ne derece ciddiyetle işlediğinden ve başlıca aktörlerinin kimlerden ibaret bulunduğundan haberdar olur. Eskilerden biri (kimdi acaba?) buyurmuş ki, “Saklamak istediğini ortalık yerde bırak; kimse bulamaz!” Öyle yapalım, madem işin suyu çıkıyor, fazlaca bekletmeden çorba veya kompostoya tahvil ederek heder olmaktan kurtaralım.

Ve lütfen şunca insanı, “Biz zaten sızdırılacağını biliyorduk; ona göre tedbirimizi aldık” filan diye tatmine kalkışmayınız efendim. Bu saatten sonra malzeme değiştirmek de bu yahniyi kurtarmaz; en iyisi mutfağı lokantanın ortasına taşıyıp müşterileri ne yediği hakkında tam bilgi sahibi kılmaktır. [email protected]