Ahmet Turan Alkan

Tam da, "devlet Satanizm'le nasıl mücadele edebilir ki?" diye düşünürken Milli Eğitim Bakanı'nın konunun mânâ ve ehemmiyetine denk düşen beyanına gözüm takıldı. Ayrıntılara geçmeden önce biraz Şeytan'ın avukatlığını yapmaya ne dersiniz? Laik devlet, teoride bütün düşünce ve inançlara aynı mesafededir. Bu durumda Satanizm'in düşman konseptine alınmasına kim karar verecek? Görünene bakılırsa medya Satanizm'i hayli zamandır düşman ilan etti ve bu hususta "inanç ve ifade hürriyeti"ni kapsam itibariyle kimin belirlediği tartışmaya açık hale geliyor. Tamam, Satanizm zararlı bir şey, gençleri intihara, kötü alışkanlıklara, başkalarına zarar vermeye yönlendiriyor fakat laik devlet, bize göre ne kadar bâtıl ve zararlı görünürse görünsün herhangi bir inancı tehdit veya düşman olarak nitelemeden önce ilmi bir nokta"i nazara ihtiyaç duymaz mı? Habere bakılırsa Milli Eğitim Bakanı medyanın dolduruşuna gelerek Satanizm'e karşı okullarda savaş açmış bulunuyor.

Dünkü Zaman'da yayınlanan İbrahim Asalıoğlu'nun haberi özetle şöyle: "Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde öğrencilere satanizmin ne olduğunun anlatılacağını açıkladı. Öğrencilere Kur'an'ın tanımladığı şekilde şeytan konusunda bilgi verileceğini belirten Bostancıoğlu, derste satanizm, satanizmin ortaya çıkış sebepleri, satanizmin zararları ile satanizmden korunma yolları konularında öğrencilerin bilgilendirileceğini kaydetti (...) Din kültürü ve ahlak bilgisi kitabının yenilendiğini söyleyen Bostancıoğlu, yeni programda, satanizm, batıl inanışlar, fal, sihir, büyü, reenkarnasyon gibi hususların da yer aldığını ifade etti. Satanizm ilköğretimin 7. sınıf programında, Melekler ve diğer görünmeyen varlıkları başlıklı 4. ünitede görülecek."

Okuyunca gözlerime inanamadım desem doğru olur; Bakan öğrencilere Satanizm anlatılırken bu kavramı Kur'an'ın tarif ettiği şekilde ele alacaklarını ifade ediyor. Kur'an'a temel kavramlar konusunda bir lugat olarak başvurulması, Müslüman kimliği taşıyan herkesi mutlu eder ama aklıbaşında bir satanist, kendisi için son derece önemli bir kavramı izah ederken devletin farklı kaynaklara da müracaat etmesini de ister. Vahdet inancını savunan dinler Şeytan'ı menfi tabiatıyla nitelerler. Bu durumda derslerde verilen "Satanizmin zararları" bahsinde, devlet, bu inancı ciddiye alan vatandaşlarına karşı "dini nitelikli bir mütalaa" ile karşı çıkmış olmaktadır. Altını çizmek istediğim çelişki de bu işte.

Sayın bakan kırk gün düşünse bu çelişkinin altından kalkamaz çünkü "duruş yeri" buna müsaade etmez. Eğer o gerçekten laik devlet zihniyetinin lazımelerini yerine getirmeye azimli bir devlet anlayışının vekili olsa idi, laik devletin herhangi bir inancı kara listeye alırken, en azından bir ilim heyetinden mütalaa alması gerektiğini bilirdi. Yazının başındaki sualim böylece cevabını bulmuş olmuyor. Sayın bakan, tam da "Türk tipi" diye niteleyebileceğimiz bir yarım yamalak laiklik anlaşıyının sevkiyle meseleye acilen halledilmesi gereken bir devlet maslahatı olarak yaklaşıyor; eğer çok merak ediyorsa ilave edelim: Tanzimat ricali de aynı şekilde davranırdı ama bundan 150 sene önce!

Devlet satanizmle nasıl mücadele eder ve bu yolda hangi ideolojik araç ve kaynaklara başvurur? Meseleye "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi aracılığı ile yaklaşmak, cami kapılarına organ bağışı kutuları koymak zihniyetinden farksız; kezâ cami cemaatine içkinin zararlarını uzun uzadıya anlatmak da aynı garip zihniyetin devamı gibi bir şey. Hele bir de camilerin önüne birer gönder dikip bayrak çekersek ne güzel olur.

Bizim esas sancı kaynağımız devletin bir türlü laik olamaması. Muasır dünyada laiklik nasıl anlaşılıyor ve uygulanıyorsa biz öyle bir laikliğe razıyız; öyle ki bu laiklik kapsamının içine devletin, diğer inançlarla İslâm'ı aynı mesafede görmesi bile giriyor.