Ahmet Turan Alkan

Ömrümün üç yılını, bir özel muhasebe bürosunda çalışarak geçirdim; koçanlarla eski tarz perakende satış makbuzu yekûnunu toplayıp kasa defterine geçirmekten tutun da İtalyan usûlü defter tutmaya kadar mesleğin her safhasında kendimce staj yaptım.

Maliye Bakanlığı ile gerçek vergi mükellefleri arasındaki köprüyü teşkil eden üç yıllık serbest muhasebecilik tecrübemin muhassalası şudur: Her şey mümkündür, herkes haklıdır, hepsi yanlıştır, kimse suçsuz değildir!

Sonraları siyaset bilimi okurken şunu fark ettim: İptidaisinden modernine, demokratından faşistine kadar her devlet vergi toplama ve para basma hakkını en temel hükümranlık alâmeti sayar ve bu tespit, iç mantığı itibariyle doğrudur. Siyaset ise en neticede başkalarının parasını kullanmak için yapılır.

Maliye Bakanlığı, Doğan Yayın Grubu'na 862 milyon TL vergi cezası kesmiş; meselenin detaylarını okumadım, okusam da pek anlamam artık, fakat adım gibi biliyorum ki, bu kararın son derece mâkul ve son derece gayrımâkul gerekçeleri vardır ve bu gerekçeleri yıllarca tartışmak pekâlâ mümkündür. Meselenin özü ve rûhu şuradadır: Vergi konusunda bizde esaslı bir devlet geleneği yoktur (peki, hangi konuda vardır?). Devlet hem vergi toplamak hem de kimseyi üzmemek ister ve kestirmeden "...mış gibi" yaparak hem icabında işe yarayacak bir denetim bürokrasisi oluşturur hem de denetçilerin ipini elden kaçırmak istemez. O yüzden vergi mevzuatımız karmaşık, vergi felsefemiz titrektir.

Uzatmıyorum, istenilse DYG'ye kesilen ceza pekâlâ bir yerlerde sümenaltı karadeliklerinde kaybolup "keenlemyekûn" addolunabilirdi; bıçağın öteki tarafı ise mezkûr 862 milyon TL'nin bal gibi "yetim hakkı" kapsamına alınıp çatır çatır tahsil edilmesi gerektiğine dairdir. Bu mesele, uzaktan hissettiğim kadarıyla daha açık şekilde şöyle ifade edilebilir: DYG'ye atfedilen vergi cürmü, vergi mükelleflerinin % 95'ine rahatlıkla isnad olunabilir.

Dolayısıyla DYG yazar-çizer takımının, "Tanrım, niçin biz?" diye yakınması ve dünyanın en haksız muamelesine tâbi kalmış mağdurîn çehresiyle maliye üzerinden hükümete "rica-tehdit-temenni-yakarış" karışımı mesajlar yollaması pek tabiidir. Hürriyet ve diğer Doğan yayınlarını incitmek, eleştirmek için söylemiyorum; ahval ve zamana göre bu piyango herkesin başına "vurabilir", fakat "vurmayabilir de!"

Üç yıl muhasebe yazıhanesinde çıraklık eden birinin gördüğünü, işe ömrünü vakfetmiş onca insan görmez mi? Bal gibi görürler ve bilirler fakat herkes ortalama bir yaklaşım tutturarak filin ayağını görmezden gelmektedir. İşte bakınız Eyüp Can'ın Referans'taki dünkü yazısına: Deniliyor ki, vergi mevzuatı özellikle çok karışık bir dille kaleme alınmıştır; önüne gelen anlamasın ve bazıları bu işten para kazansın diye. Sadece şu olgu bile vergi davasında devletin nasıl da felsefesiz ve omurgasız olduğunu hissettirmiyor mu? İşte o yüzdendir ki, vergi cezalarının % 90'ı yargıdan dönmekte imiş. Fevkalâde buluş: Mevzuatı kasten karmaşıklaştıran bürokrasi, böylece hizmet sektöründe müthiş bir işlem ciro hacmi icat ediyor ve kendine de bir nevi Kâhinler Meclisi rolü veriyor. A efendim mevzuatı basitleştirmek güç müdür? Değil. Eminim ki mevzuat basitleşirse vergi geliri de, mehâbet-i devlet de yükselir, fakat muğlaklık (sisleme) imkânı kaybolacağı için tercih edilmez. İcabında IMF ile anlaşıp borç alır, yine de öz kaynaklarımıza aklî ve verimli yaklaşmayı tahayyül etmeyiz.

Kral çıplaksa, herkes ağlamaklı gezmek zorundadır; en azından nezâketen!

Benim nokta-i nazarım budur; Türk basınından ve DYG'den beklediğim (ve daha çook bekleyeceğim!) yaklaşım, Türklerin vergi olgusu karşısındaki tutumunu kırk yerinden cerheden bir otopsi ameliyesidir ki anlayabileceklerini bile zannetmiyorum.