Ahmet Turan Alkan

Bu bir geriye gidiş sayılmalı mı? Eski tâbirle mahalli seçimlerin "sath-ı mâili"ne girdik; seçim konuşuyoruz da mahallî olandan bahsedildiğini pek duymadım.

Yaşadığımız beldeyle, mekânlarla, çevreyle ilgimizin derecesini, nisbetini gösteren bir sürecin içindeyiz ve hâlâ mahallî olanı değil siyâsî, hattâ şahsî olanı konuşuyoruz. Galiba herkes şöyle düşünüyor, "hele bir bizim parti seçimi kazansın, sonra kervanı yolda düzeltiriz nasıl olsa!" Mahallî seçim tâbiri teknik bakımdan kısmen doğru ama esasen can acıtacak derecede hayatî önemini herkese hatırlatmak için şuna "medenî seçimler" veya "medeniyet tasavvuruyla ilgili görüş ve beklentilerimizin yarışması gereken seçimler" adı versek daha doğru olacaktı.

O hep imrenerek seyredip gezdiğimiz Batı şehirlerinde kafama dank eden bir fikirdir bu. Kendi kendime sorarım, "Bu şehir niçin bu kadar güzel, temiz, düzenli, rahat yaşanılır bir beldedir; bizden daha mı çok para harcıyorlar?" Hayır, kesinlikle hayır; o şehirleri belediye himmetleriyle güzelleştirenler kesinlikle bizden daha çok para harcamıyorlar veya şöyle söylemeli; bizim harcadığımız para onlarınkinden hattâ daha fazladır. İsraf derecesinde çok para harcıyor ve akıl almaz çirkinlikler üretiyoruz; isâbet nâdirdir.

Çok pahalıya şehirleşiyoruz, çok para savurduğumuz halde güzellik, rahatlık, kullanışlılık gibi nimetlere erişemiyoruz. Sebebi açıktır; Türkiye'nin en büyük şehri, metropol İstanbul'da bile şehrin rant paylaşımı üzerinde henüz sınıflararası ittifak tesis edilmemiştir. Rant bölüşümünün hakem mevkiinde iki mercî yer alıyor; merkezî idare ve belediyeler, yani seçimle gelen iki otorite. Şehirlerimizin görüntüsü, seçimle gelenlerin vizyonunu aşamaz. Oy verdiğimiz insanların zihnindeki şehir tasavvurunu aşamayız; bir tren katarında hiçbir vagon, lokomotiften daha hızlı hareket edemez.

Şehirlerimizin hâl-i hâzırı, medeniyet vizyonumuzun bire bir fotoğrafıdır ve fotoğrafın daha güzel olması daha çok parayla değil, daha çok medenî tasavvurla, daha fazla medenî taleple, daha çok şehirli bilgi ve görgüyle ilgilidir.

Yaşadığımız yerlerle ilgili müşahhas projeler üzerinden tartışmak yerine, yolsuzlukla, beyaz eşya dağıtımıyla, KDV ve ÖTV oranlarıyla meşgul bulunmamızın sebebi de bu olsa gerektir; allem-kallem, mahalli seçime yine bir genel seçim hattâ bir derbi maçı görüntüsü vermeyi başardık. Hiç şüphe edilmez ki siyasetçi sınıfı hem iktidarıyla hem muhalefetiyle, elle tutulur ve tahakkuku mümkün projeler yerine "kim daha dürüstmüş bakalım?" müsabakası oynamaktan memnundur. Dolayısıyla bilhassa büyük şehirlerde muhalif adayların ortaya "Tosun Paşa kim?" neviinden yolsuzluk bilmeceleriyle çıkması eğlenceli oluyor, basına eğlence malzemesi çıkıyor.

Yolsuzluk meselesini küçümsediğim mânâsı çıkarılmasın; şehirlerimizde rant paylaşımı tamamlanmadığı sürece, ahlâken en mümtaz kadroları da görevlendirseniz sular alçağa akmaya devam eder. Rant paylaşımının nihâyetinde sükûnet ve karar noktasına erişmesi ise "sosyal" zamana bağlı, yani şehirleşme hızının yatışması, buna paralel olarak eğitim, üretim, mesleklenme ihtiyacının tatminiyle birlikte insanların tutunma ve barınma safhasından rasyonel düşünce ve şehir estetiği gibi medenî meselelere dikkat yöneltecek derecede "şehirli kimliği" kazanmasından söz ediyoruz. Bu haliyle bakıldığında yememiz gereken onca fırının ekmeği bir Nasreddin Hoca fıkrasını andırıyorsa da bu süreci şapkadan tavşan çıkarırcasına kısaltmanın imkânı yok.

Kazasız belâsız 30-40 sene lâzım bize; inşallah bu sâlim zamanları bulur, doğru değerlendirir ve nihayet ondan sonradır ki mahalli seçimlerin medenî boyutu üzerinde sâlim kafayla durabiliriz. Şimdilik "Tosun Paşa kimin nesi?" oynamaya devam!