Ahmet Turan Alkan

'Evrenin en büyük ve en sıcak galaksisi bulundu' haberine gazetelerin yaklaşma tarzı Türkiye ortalamasına sâdık kalıyor; Milliyet'te haberi bulamadım ama birinci sayfasında galaksinin radyoteleskopla alınıp bilgisayarda renklendirilen fotoğrafı yerine, İnönü Stadı'nda Beşiktaş taraftarlarının tutuşturduğu meşalelerin resmini kullanmış.

Haksız değiller, uzaktan bakınca bir galaksiyi andırıyor. Hürriyet haberi 5. sayfada vermiş, Zaman ise son sayfada ve hayli dikkat çekici bir yerde değerlendirmeyi tercih etmiş. Her iki gazete de Anadolu Ajansı'nın geçtiği resim ve metin haricine çıkamamışlar. Halbuki bu önemli haber bizim gazetenin manşetine yakışırdı diye düşünmeden edemedim.

Galaksi bizden 12 milyon ışık yılı uzakta; yani, Hawaii'deki Mauna Kea volkanının zirvesine kurulan Keck rasathanesindeki astronomları, galaksinin bugününü değil, 12 milyon sene önceki halini görüp fotoğraflamış durumdalar. Bizim çağdaş hayatı destekleme, kollama ve destekleme derneklerinin canını sıkacak bir vaziyet bu; ne yapsanız bir türlü Lynx Arc galaksisi ile aynı zaman dilimi içine giremiyoruz. Oralarda başka dünyalar da var mıdır; gâlib ihtimâl vardır lâkin çağdaş yatak odası takımı yapıp pazarlayan firmaların o uzaklığa ürünlerini ulaştırabilmesi mümkün görünmüyor; üstelik asla!

Atmosferimizin ötesi ile ilgilenmek, insanlığın ekserisi gibi bizde de zındıkâne (heretik) bir meşguliyet sayılmıştır zira uzay boşluğunda olup bitenler ve akla-havsalaya sığmayan mesafeler, Aristo'nun yaşadığı dünyanın müteârifeleri (axiom) ile yetinip giden ve kendi kafa konforundan râzı olan nice insanın huzurunu kaçıracak kadar şaşırtıcı, derin, büyük, farklı ve etkileyicidir. En evvel zamanın uzayda büründüğü farklı çehre ürkütücü ve rahatsız edicidir: Dünyaya en yakın yıldız Alfa Kantoris'in ışığı bize dört senede gelir, Güneş'in doğduğunu ise gerçek tulûundan sekiz dakika sonra görebiliriz. Lâciverdî bir gecede bakışlarını semâya çeviren herkes, farklı zaman aralıklarıyla uzayın geçmişini, yani tarihini seyrediyor demektir. Tarihi seyretmek alışık olmadığımız bir kavram; bizim bildiğimiz tarih kitaptan okunur. Pekâlâ, içinde yaşadığımız ve parçası olduğumuz tarihin "seyredilebildiği" bir yer var mıdır? Elbette; seyrettiğimiz her yer, seyredildiğimiz yerler değil midir aslında?

Lynx Arc galaksisi, bizim içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinin yıldızlarından iki kat daha sıcak olmak üzere bir milyondan fazla yıldıza ev sahipliği yapıyormuş. Yıldız dedikleri bizim güneş emsâli şeyler; her birinin bilmem kaç tane gezegeni olduğunu da hesaba katarsanız hiç de tenha bir mıntıka olmadığı anlaşılıyor.

Anlaşılıyor mu dersiniz? Gökyüzünü lâyıkı vechile seyredebilsek dünya şüphesiz daha yaşanası bir yer olurdu. Fizikçiler diyor ki, bize en yakın yıldızda bizden daha iyi bir hayat olduğunu bilsek bile oraya ulaşmak mümkün değil. Kantoris'i hesaplayalım: 4 ışık yılı, saniyede ortalama 300 bin km hızla hareket eden ışığın 4 senede kat ettiği yol demektir. Dört yılın kaç saniye ettiğini bulacak, onu 300 binle çarpacaksınız; netice şudur: Dünya bir kapandır ve oradan dışarıya çıkamayız. Bizi bu kapan içinde tutan şey, etrafımızdaki ürkütücü boşluk ve en yakın komşumuzla aramıza dikilen o müthiş mesafe. O yüzden uzayın tarihini seyrediyor, şimdiki zamanına asla nüfuz edemiyoruz. Kapanı yarabildiğimiz tek boyut bilgidir; en güçlü ve en zayıf yanımız yani.

Makrokozmoz ürkütüyor ve gerçek boyutlarını bilebilmemiz imkânsız; mikrokozmoz ayrı muammâ. İnsan tam orta yerde, sanki "ibret alsın da akıllansın" diye iki farklı uzayı seyredebilecek ama ona dokunamayacak boyut içinde tasarlanmışa benziyor. İyi de, insanın kendisi ayrı bir âlem değil mi? "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen" dememiş miydi Gaalib dede? Âlemin özü, evet ama kendi tabiatından ve boyutlarından bîhaber.

Belki de karaciğerimiz hakkında bildiklerimiz, şu yeni farkına varılan Lynx Arc galaksisi hakkındaki mâlumatımızdan pek de derin değildir!

Sahi, bizi uzaklarda kimler seyrediyor acaba?