Ahmet Turan Alkan

Star ailesi zor günler yaşıyor; meselenin insani tarafını yok saymak, olup bitenlerde haber değeri bile görmeden hiç olmamış gibi davranmak civanmertliğe yakışmaz. Aileleriyle birlikte binlerce kişinin gündelik ekmek bulabilmesiyle ilgili bir mesele, sadece basın dünyasını değil herkesi ilgilendirmelidir.

Meselenin insani cihetinde Star çalışanlarının yanındayız; bu, bir insanlık vazifesi olarak hepimizi bağlayan bir mesuliyet.

Ne var ki aynı aile mensuplarının meseleyi takdim biçimine katılmak mümkün olmuyor; yer yer theatral ama daha ziyade konuyu akıl almaz siyasi ithamlara sürükleyerek, rejimi iktidara karşı kışkırtmak istikametinde geliştirilen cümleler, işin insâni boyutunu bir çırpıda örtüveriyor. Mesela gazetenin genel yayın yönetmenine göre Cumhuriyet'in ayakta kalan son kalesi (yani Star), yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır: Cumhuriyetin bütün kaleleri tek tek ele geçirilmekte, siyasi kadrolaşma ile Türkiye'nin her yerine nüfuz edilmekte, yargı egemenlik altına alınmakta, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güç ve itibarı sarsılsın diye içte ve dışta ittifaklar kurulmakta ve hatta Cumhuriyet hızla federatif bir sisteme sürüklenme, değişim"gelişim adı altında inanılmaz bir takiyye yapılarak irticâ, Türkiye'nin resmi ideolojisi haline getirilmek istenmektedir.

Gazetenin başyazarına göre Star bu tehlikeleri sergilediği, gerçekleri kimseden korkmadan bağırdığı için yok edilmek amacı güdülmektedir. Star'ın bir başka yazarı ise "bağımsız son Türk devletinin büyük tehdit altında" olduğunu ileri sürüyor.

Zor günler geçiren insanların problemlerini abartmaları, hatta bir ölçüde başka alanlara yansıtma gayretleri nisbeten anlayışla karşılanabilir fakat "meseleye dikkat çekelim, kamuoyu oluşturalım" derken kantarda topuz bırakılmadığı da âşikâr gibi; nitekim şu ifadeler, Star çalışanlarının altı aydır düzenli olarak maaş alamayışları ve grup kasasından Star'a para aktarılmasına izin vermeyen mali müeyyideleri protesto etmekten ibaret esas meselenin hangi ölçüde ve hangi boyutlarda yansıtıldığını iyi örnekliyor: "Yüreği Atatürk'le, çağdaşlıkla atan tüm halkımıza sesleniyorum. Türkiye'nin federatif bir sisteme dönmesini, din eksenli faşist bir rejime geçilmesini, vatan topraklarının peşkeş çekilmesini istemeyen herkesi bu direnişe çağırıyorum."

Bu abartılı ifadeler bende şu etkiyi uyandırdı: O satırları yazanın daha yazarken bile yazdığı şeyleri samimi bulmadığını, âdeta kaleminden bal damlayan muhabbet muskacıları veya ipten adam aldığına inanılan kasaba arzuhalcilerinin beylik klişelerini art arda sıralarken yaptıkları gibi metinlerine çoktan yabancılaştığını hissettim. Doğrusu bu tutum, gecekondum yıkılmasın diye evinin damına kucağında Atatürk büstüyle çıkan müstakbel rantiyelerin kurnazlığını hatırlattı bana. Yazarı, o kriz ânının telâş ve öfkesi içinde tahayyül etmeye, hatta kendimi onun yerinde hissetmeye çalışarak düşünmeye çalıştığım halde Star grubunun iktisadi sıkıntısı ile TSK'nın iç ve dış itibarı arasında bir alâka kurmanın, aklıma gelebilecek en son şey olması gerektiğine hükmettim.

Öyle anlaşılıyor ki, son açlık grevi kampanyasıyla mesaj verilmek istenen kitle ne gazete okuyucusu, ne vatandaş, ne de sair basın mensuplarıdır; onlar mesajlarını doğrudan rejimin temel direklerine yargıya, orduya, bürokrasiye ulaştırmak niyetindedirler. İttihat ve Terakki'nin geleneksel "Vatan tehlikede!" klişesinin bir kere daha işe yarayıp yaramayacağı denenmek istenmiştir.

Star çalışanlarının sıkıntısını paylaşıyor, onları "kendi cirmimce" destekliyorum ama fırsattan bilistifade "sahne çalmak" uyanıklığı sergileyenleri de tasvib etmiyorum.

Elmalarla armutlar fena halde karıştırılmıştır.