Adalet, 2 Temmuz dosyasını yeniden açmalıdır

2 Temmuz hadiseleri Sivaslıların unutmak istediği acı ve feci bir günü temsil ediyor. Bu cümledeki "unutmak" sözü, "üstünü örtelim, külleyelim, suçluluğumuz kaybolup gitsin" mânâsında bir suçluluk psikolojisini aksettirmiyor; bu niyet, yıllardan beri sürdürülen "Madımak'ta yakılan canlar" edebiyatı karşısında, meseleyi vuzuha kavuşturabilmek için hiçbir şey yapamamanın, buna mukabil feci bir töhmet altında kalmışlığın sıkıntısını aksettiriyor.

Niçin "hiçbir şey yapılamıyor"; izah edelim. 2 Temmuz hadiselerinin davası yargıda görüldü. Otuz küsur kişi, üstelik ağır cezalarla mahkûm edildi. Dosya kapandı gibi görünüyor ama mesele asla kapanmadı. Son birkaç yılda "Madımak Oteli müze olsun" dileği, kimilerince entellektüel bir hoşluk olarak olur olmaz yerde tekrarlanmaya başlandı. Karşıdan bakılınca akıllı ve insanî bir istek gibi görünen bu talep, 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta sahneye konulan facianın her gün hatırlatılmasından ve gündemde kalmasından başka bir şeye yaramayacaktır ve bu talep hiç de iyi bir fikir değildir.

O gün akşamüstü oteldeki yangında hayatını kaybeden otuzüç kişinin acı hatırası, meseleye doğru bakmayı engelliyor. Hadiseleri hazırlayan uzun, üstelik hayli uzun bir süreci görmezden gelerek sadece sonuçtan bahsetmek, bir sinema filmini final sahnesiyle değerlendirmeye benziyor. Netice, tek cümleden ibaret ve feci bir anlam taşıyor: Sivas'ta 33 kişi bir otele kapatılarak diri diri yakıldı! Aradan geçen 14 seneden sonra herkes bu cümleyi hatırlıyor ve bu cümlenin anlamı üzerine kendince fikir yürütüyor. Sivaslıların hatırlamak istemediği, reddettiği fikir de budur. Bu cümlenin yerli yersiz lüzumundan fazla tekrarlanması ise, genellikle belirli bir ard fikire dayandırıldığı için hayra hizmet etmiyor. "Temmuz'da yakılan canlar" sözünün her tekrarıyla bilerek veya bilmeyerek -lâ teşbih- Kerbelâ benzeri bir trajedinin giderek destanlaştırılması maksadına hizmet edilmektedir.

Kestirmeden şöyle ifade edebiliriz belki: 2 Temmuz hadiseleri, pek basit ve sıradan asayiş tedbirleri ile, her sene onlarcasına şahit olduğumuz sıradan bir festival faaliyeti gibi patırtı çıkmaksızın, gönül hoşnudluğu ile neticelendirilebilirdi; bu hususta büyük bir ihmâl söz konusudur ve bu ihmâl, neredeyse on sene süren duruşmalar esnasında lâyıkıyla ele alınmamıştır. Bu duruşmaların neticesinde davalılar kadar davacılar da adaletin yeterince tecelli etmediğini düşünmektedirler. 2 Temmuz davası ile ilgili yargı süreci, kamu vicdanını rahatlatmamıştır ve bu yaygın tatminsizlik hissi, 2 Temmuz hadiselerinin görünenden daha fazla detay taşıdığını bizlere imâ etmektedir.

Nedir bu detaylar?

1- Sivaslılar, misafirlerine kötü davranmakla şöhret yapmış bir topluluk değildir; Anadolu'nun her yerinde misafir hukuku neyse, Sivas'ta da aynıdır. Beğenmediği misafirlerini bir otelde sıkıştırıp öldürmek gibi aşağılık bir davranış ne Sivas'ta, ne Anadolu'nun bir başka yerinde görülmüş, duyulmuş bir şenaat olamaz.

2- Sivas'ta halk arasında köklü bir düşmanlığı besleyip büyütecek derecede yaygın, patlamaya hazır bir Alevi-Sünni gerginliğini devam ettiren kültürel, dinî veya etnik bir damar yoktur. 2 Temmuz hadiseleri de bir Alevi-Sünni çatışması değildi esasen. Nitekim 2 Temmuz gününün öncesinde ve sonrasında şehrin bir başka yerinde Alevi-Sünni gerginliği yaşanmadı.

3- Bu hadiseleri besleyen esas unsur, 2 Temmuz Cuma günü öğle saatlerinde toplanarak akşamın 20.30'una kadar her ne hikmetse bir türlü dağıtılamayan ve her türlü aşırılıkta bulunmalarına göz göre göre izin verilen siz bilemediniz 200 kişilik bir topluluktur. Bu topluluk içinde -belki yarısından fazla miktarda- Sivaslı'nın bulunmuş olması, bu topluluğu kamufle etmek bakımından fevkalade talihsiz olmuştur. Görgü şahitleri, topluluğun dağılma eğilimi gösterdiği anlarda bile birileri tarafından teşvik edilerek yeniden toparlanmaya kışkırtıldığını anlatıyor.

4- Çoğu Alevi inancına mensup şair, yazar ve sanatçılar, o gün Madımak Oteli'nde benim görgüme göre öğleden sonra saat 14 civarından başlamak üzere facia saatine kadar, neredeyse altı saat tutulmuşlardır. Bu altı saat esnasında içerdeki kişilerin devrin Başbakan Yardımcısı olmak üzere etkili devlet ve hükümet büyükleriyle telefonda konuştukları da biliniyor. Bu uzun süre zarfında oteldeki kişilerin bir başka yere nakledilmeleri işten bile değildi. Kaldı ki otel önünde bağırıp çağıran birkaç yüz kişilik topluluğun polis marifetiyle dağıtılması çok daha kolay bir tedbirdi. Bu uzun saatler boyunca bu iki basit tedbire gidilmemesi, hâlâ büyük bir soru işareti olarak duruyor.

5- Faciadan sonra yapılan soruşturmalarda şehrin belediye reisi evvela zanlılar arasında gösterilerek itham edilmiş (bilahire aklandı) ama başta güvenlik olmak üzere şehrin nerdeyse her şeyinden sorumlu Vali hakkında dava açılmasına lüzum görülmemiştir. Bu kişinin hadisedeki ihmâl hissesi, hâlâ bir yargı kararına bağlanabilmiş değildir.

6- Bu olay, sadece Sivas ve Sivaslılardan oluşan bir zanlı kadrosundan yola çıkarılarak aydınlatılabilecek basitlikten uzaktır; nitekim böyle bir bakış açısıyla iddianame düzenlendiği için davada sadece mahalli sanıklar yargılanmış ve çoğu mahkûm edilmiş olmasına rağmen kamu vicdanı hâlâ yatışmamıştır.

Bu noktadan sonra yapılması gereken şey, Madımak Oteli'ni müze haline getirerek -dışardan bakılınca- "işte Sünnilerin Alevileri yaktığı yer" diye işaretlemek değil, gerekirse Avrupa Birliği'nin adlî mekanizmalarını da devreye sokarak yeni, etraflı ve ciddi bir soruşturma açmak olmalıdır. Radikal Gazetesi'nde 2 Temmuz 2007 tarihinde yayımlanan bir haber (*), bu yöndeki ümitleri artırıyor. Habere göre, hadisede mağdur durumundaki bir ailenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açtığı dava kabul edilmiş bulunuyor. Bu noktadan sonra Türkiye'de adalet mekanizmasının da harekete geçerek kanlı 2 Temmuz olaylarının bütün boyutlarıyla ortaya çıkması için güçlü bir irade sergilemesini bekliyoruz.

Türkiye bu büyük ayıbını adalet ve hakikatin güçlü ışığı altına tutarak çözmeli, hadisenin gerçek faillerini ortaya çıkarmalıdır; bu yapılmadığı müddetçe 2 Temmuz tarihi, bir fitne sembolü olarak Türkiye'nin iç huzurunu ve kardeşliğini tehdide devam edecektir.

(*) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225771


Kaynak (Arşiv)