Şimdi de kötü haberleri sunuyoruz

Yayın organları -meşrebine göre- yakın olduğu partiyi sevimli, ötekini tehlikeli gösteriyor. Basit bir internet filtre yönetmeliğinin bile insanların korkularını tahrik etmek için nasıl kullanıldığına şahit oluyoruz. Bunca kötü şey yetmezmiş gibi sistemin meşru partilerinden birinin sözcüleri şiddetin diliyle konuşarak, “Kötü şeyler olacak, bizden söylemesi” diye herkesi tehdit ediyor. Seçim otobüsleri taşlanıyor, parti binalarına molotofkokteyli atılıyor.

Daha kötüsü, bir siyasi parti liderinin, başbakanın seçim konvoyuna uzun menzilli silahlarla suikast düzenleniyor.

Her şey seçim sonuçlarını etkilemek için yapılıyor; yakın dönemlerde yaşadığımız her seçim sürecinde de yine böyle birdenbire olağanüstü bir hadisenin vuku bulacağı ve seçmen kanaatlerinin altüst derecesinde değişeceği beklentisi yaygınlaştırılmıştı. Birdenbire olağanüstü bir rezalet ortaya çıkacak ve ahali, “Vay canına ben yanlış biliyormuşum” diyerek siyasi davranışını değiştirecekti!

Evet, bu çocukça bir beklenti; siyasetle uğraşanlar kasetle, dedikoduyla, saygısız hitaplarla, skandal ve yolsuzluk haberleriyle seçmen davranışının önemli ölçüde değişmeyeceğini biliyorlar. Bana göre asıl beklenti, krizin altındaki ateşi harlandırarak Türkiye’nin yönetilemez hâle geldiğini göstermektir. Ülke yönetilemez hâle geldiğinde, demokratik kural ve teamüllere aldırış edilmeyeceği beklentisi var birtakım çevrelerde. Seçimler ertelenir, hükümet istifa etmek zorunda kalır; görev süresi sona erdiği için parlamento devre dışı bırakılır; bir teknokratlar veya “her zaman güvenilir adamlar” kabinesi kurulur, bunalım dönemi sona erinceye kadar kanun gücünde kararnamelerle idare edilir, vesaire vesaire...

Ne yazık ki ülkemizde, kendini yıllardan beri olağanüstü dönemlerin olağanüstü başbakanlığına veya kabine üyeliğine hazırlayan tipler hiç de eksik değildir. Siyasetle biraz ilgilenen kime sorsanız, size birkaç isim sayabilirler. Siyasi atmosferimizin böyle kötü nebatlar yetiştiren bir iklimi var ne yazık ki...

Bu türden gelişmelerin sebebi, hâlen iktidarda bulunan partinin 12 Haziran seçimlerini üçüncü kere üst üste kazanacağı yolunda hayli erkenden açıklanan seçim anketleridir. Olayların tabii gelişme temposunda başarı kazanamayacağını bilen çevreler, kriz senaryolarını gündeme getirerek âdeta çaresiz ama buna rağmen tehlikeli bir stratejiye yatırım yapıyorlar. Normal şartlar altında siyasi tansiyonu düşürmesi beklenen seçim tahminleri ve anketler, tam aksine ortamı kızıştırıyor. Böylece maçı sayıyla kaybedeceğini fark eden boksörün, sürpriz bir ters yumrukla nakavt arayışını hatırlatan garip olaylar yaşıyoruz.

Evet, Türkiye daha önce gergin seçim iklimlerinden sâlimen çıkmasını bildi; fakat seçim zaferini çantada keklik gören çevrelerin hesaplaması gereken husus şudur: Krizi körükleyenler, bir kriz ortamında devlet içine çöreklenmiş derin bürokratik güçlerin ve bazı basın çevrelerinin desteğine güveniyorlar. Emâreler desteğin devam ettiğini gösteriyor; buna mukabil hükümetin, halkın oy desteğinden başka istinâdı yoktur. Krizden medet umanlar, derin bürokratik ittifakın yardımıyla körükledikleri bunalımın altından yine sâlimen çıkabilirler fakat aynı ortam, hükümet ve onu destekleyen çevreler bakımından tehlikelerle doludur. Şu günlerde kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlayan bürokratik çelme ve engellemelerin ikaz sinyali iyi algılanmalıdır diye düşünüyorum.

Bu seçim iyilerle kötülerin rekabetine sahne olmayacak; iyi ve kötü kavramları muğlak ve değişken çünkü. Fakat bu seçimler, demokratik meşruiyet ile neye mal olursa olsun hükümetin yıkılmasını isteyenler arasında hayli güçlü bir gerilim meydana getirdi; bunu görüyoruz. Sıradan, sakin insanlar, hayat tarzlarının tehlikeye gireceği, günün birinde toptan tutuklanıp hapse atılacakları, istedikleri gibi yaşayamayacakları tehdidiyle korkutuluyor ve militan tavrı almaya itiliyorlar. Onlara, yaşadığımız şeyin sıradan bir seçim ve iktidar mücadelesi olduğunu bu ortamda anlatabilmek kolay değil. Ne yazık ki ülkemiz, insanların korkularından tutularak daha kolay yönetilebileceğine inananların hiç de azlık olmadığı bir ülke.

Biz korkularından yakalanarak sürü gibi yönetilmeye lâyık bir topluluk değiliz; her şeye rağmen seçimlerin selâmet ve huzur içinde tamamlanması, bu gerçeği yeniden vurgulayacaktır inşallah.


Kaynak (Arşiv)