Ahmet Turan Alkan

Hava yağmurlu. Kadıköy'de bir sahaf; vakit geçirilecek en güzel yer. Girişte, “Neyi aramıştınız?” sualiyle karşılaşınca biraz bozuluyorum ama az sonra anlıyorum ki o, benim gibi eski kitaplar arasında, -nasibine- tesadüfi göz gezdirmelerle gezinmeyi sevenlere değil, daha ziyade adı-sanı belli kitaplar arayan genç müşteri kitlesine alışageldiği soruyu yöneltmektedir.

-Birşey aramıyorum, bakacağım şöyle...

Sahaf dükkânları kitapçılığımızın müzesidir aynı zamanda. Mahzen-i evrak arasında (Eskiler arşive “mahzen-i evrak” derlermiş) kitap dünyamızın geçirdiği safhalar altalta üstüste meraklısını bekler durur. Bazen bir âşinâyla karşılaşır, burkuluruz, “Vay, sen buralara düşecek kitap mıydın?” Mahzen demeyelim ama bodrum katında, daha harc-ı âlem, belki daha hafif cinsten yayınlar yer alıyor. Burası daha iyi benim için. Rafları (yakın gözlüğüyle) gözden geçirirken çocukluk ve gençlik günlerimden kalan yâdigârları görüp heyecanlanıyorum. Eski plaklar, eski şarkılar, eski fotoromanlar, eski fotoğraflar...

Eski fotoğraflarını kim eskiciye satar?

Kim eski fotoğraflarını eskiciye verir ki? Kimse vermez tabii; o düzen şöyle işliyor olmalı. Ömrü boyunca gözü gibi saklanıp biriktirilen kitaplar, fotoğraf albümleri, plak, mecmua vesaire gibi şeyler, ölüm veya hastalıktan sonra sahipsiz kalıveriyor. Bir sahaf dostum bana, bu gibi metrûkâtın artık daha ziyade kapıcılar aracılığı ile kadirbilir ellere düştüğünü söylemişti. “Evden kalabalığı gitsin de ne olursa olsun” bıkkınlığı ile kapı önüne konulan hâtıra nesneleri önce kapıcıların eline geçiyor, oradan sahaf raflarına.

A işte bir âşinâ; ben bu kitabı hatırlıyorum yahu: Yazarı Guareschi, adı, Don Camillo Çıkmazda! Yer Ankara, 70'li yıllar... Kızılay'da Bilgi Kitabevi'nin vitrininde görmüşümdür mutlak. Canımızın çektiği kitabı parasını sayıp edinmediğimiz günler; ille birinden ödünç alınacak, birkaç günde alelacele okunup iade edilecek. Onlardan biri miydi? Konusu nasıldı? Kapaktaki haçını omuzlamış rahip kılıklı, uzun yüzlü adamı da bir yerden tanır gibiyim; Fernandel değil mi bu? Ta kendisi. Bizim kuşağın aktörü sayılmaz ama Fransız komedilerinde görmüşlüğüm var. Lâf aramızda lüzumlu lüzumsuz ne kadar çok film seyredecek vakit bulabilmişim; sinemaya parayla girilen bir devirde üstelik.

-Bunu alıyorum, ne kadar?

İtalya’nın aziz nesin’i mi?

Giovanni Guareschi'yi, bir mânâda İtalya'nın Aziz Nesin'ine benzetmek mümkün galiba. 1908 doğumlu; yazar, gazeteci, karikatürist fakat ille de Don Camillo adını verdiği ana karakterin etrafında gelişen mizah hikâyelerinin yazarı. II. Dünya Savaşı’nda asker. Candido (Beyaz?) isimli bir dergi yayınlamış ama Don Camillo karakterinin, yazarına daha yaşarken şöhret getirdiği anlaşılıyor. Kırklı yılların ikinci yarısında başlayan yazarlığı, Türkiye'de ellili yıllarda hemen farkedilmiş. “Don Camillo'nun Küçük Alemi” isimli kitabını, devrin meşhur gazetecilerinden Burhan Felek Türkçe'ye kazandırmış, ardından diğerleri. Aynı yıllarda Fernandel'in başrolde Don Camillo'yu canlandırdığı filmler çekilmeye başlamış. YouTube'da birkaç filminin tamamı (elbette orijinal dublajla) seyredilebiliyor.

Kiliseye karşı koministler; meleğe karşı şeytan!

Yer, kuzey İtalya'nın meşhur Po ovasında muhayyel bir kasaba. Zaman itibariyle savaş sonrası yıllarındayız. Kasabalılar henüz tarımla geçinmekteler fakat sanayileşme çığırı Kuzey İtalya'da yatağından taşmak üzere. Bütün duygularını Akdeniz iklimine mahsus bir coşku ve aşırılıkla yaşayan bu ülkede politika da ateşli bir karakter göstermektedir. Faşist iktidarın işgalci müttefiklerle sona erdirilmesinden sonra sanayileşmenin yoğun olduğu Kuzey İtalya'da aşırı sol hareketler hemen zemin bulur; buna mukabil İtalya'nın en derin ve en güçlü ideolojisi durumundaki Katolik Kilisesi de karşı cephede yer alır. Guareschi'nin Don Camillo'su, işte bu küçük İtalya kasabasının papazıdır. Peppone ise, kasabanın belediye seçimlerini kazanan Komünist Parti'nin belediye başkanı. Olaylar bu iki zıt karakterin, tatlı bir komedi üslûbunda çatışmasıyla sürüklenir gider.

İlle Peppone, ille Camillo

Don Camillo'yu herkese hitab edebilir kılan özellik, Guareschi'nin iki zıt karakteri birbirine yaklaştırdığı ve çatıştırdığı anlarda daha belirgin hale geliyor. Her iki düşman taraf da, bütün saldırgan tavırlara rağmen birarada yaşamaktan büyük zevk alıyorlar gibi görünür. Camillo'nun dara düştüğü anlarda Peppone ve onun şahsında bütün kasabalı radikal Komünistler, pek hissettirmemeye çalışsalar da Papaz’dan desteklerini esirgemezler; Camillo da sanki, “Komünistleri olmadan bizim kasabanın kahrı çekilmez; ille de Peppone!” dercesine, zıt ikiz karakterini kollayıp durur. Hikâyenin üçüncü kahramanı, yazarın zaman zaman dile getirerek konuşturduğu Hz. İsa'dır. Kilisenin mihrabındaki alçı heykel, özellikle kriz anlarında ve Don Camillo'nun bunaldığı zamanlarda devreye girerek Camillo ile konuşur ve olup bitenler hakkında düşündüklerini söyler. Don Camillo, adeta dile gelen vicdanı gibi işlere müdahale eden alçı heykelin tutumu karşısında iki arada bir derede kalmış gibidir. Kasabada Komünizmin ve Komünistlerin etkili olmaması için seçimlerde karşı propaganda yapmaktan, hatta hileye başvurmaktan çekinmeyen Camillo'nun ateşli muhalefetine karşı Hz. İsa ona doğruluktan, centilmenlikten ve iyilikten ayrılmamasını öğütler. Yer yer Camillo ile Hz. İsa arasında mizahi bir ustalıkla cereyan eden çekişmelere şahit oluruz. Gerilim ne kadar şiddetli olursa olsun her kriz sonunda tatlıya bağlanır ve kasabanın âsûde gündelik hayatı aynı minval üzere akar gider.

Don Camillo Moskova’ya!

Don Camillo Moskova'da adlı kitabında ise Guareschi Kilise'yle dinsizler arasındaki mizahi gerilimi zirveye taşır. Bir hile ile Moskova'ya bir propaganda gezisi tertipleyen Komünist Belediye Başkanı'nın resmi heyetine kılık değiştirerek katılan Camillo, Rusya'da başlarından geçen olaylar esnasında Komünistleri, rejimi, sosyalist ekonominin ürünlerini, yolları, evleri, alışveriş mekânlarını, KGB'yi, parti yönetimi, hâsılı karşılaştığı her olguyu safça bir edâ ile ama zekîce irdeleyerek geziye katılan saf İtalyan kasabalı Komünistlerine Rusya'nın gerçek yüzünü gösterir. Heyette çözülmeler başlar. Maruz kaldığı şantaj yüzünden Camillo'nun kimliğini açıklayamayan Peppone'nin küplere binmesi para etmez. Camillo neticede, İtalyan heyetiyle birlikte Rusya'dan kaçıp İtalya'ya sığınan genç ve güzel Rus Komünisti Nadya'yı partinin yakışıklı Komünistlerinden biri ile kilisede evlendirerek onca yılın hıncını çıkarır. Anlarız ki, kitabın yazarı Guareschi Kilise’yle dinsizler arasındaki mizahi gerilimin kilise tarafında durmaktadır.

Türkiye’nin Don Camillo’su kim acaba?

Don Camillo'nun sadece üç kitabını ele geçirebildim şimdilik; ama peşindeyim; onları da hemen bitmesin diye ağır ağır okumakta kararlıyım. Bu masum ve eğlendirici hikâyelerin her satırında, 70'li yılların Türkiyesi'ni hatırlayıp durmak ayrı bir zevk oldu benim için. Sırf bu karşılaştırma serüvenini yaşamak için bile okumaya değer diye düşündüm. Belli olmaz günün birinde tv kanallarımızdan biri seri halde Camillo filmlerini de göstermeye başlar, ne dersiniz?

Bence çok iyi olur.