Ahmet Turan Alkan

Okuyucuyu peşinen ikaz etmeliyim; ben bir Kıbrıs uzmanı değilim; adayı hiç görmedim bile. Yazacaklarım, sadece ortalama bir gazete okuyucusunun dikkat ve düşüncelerinden ibaret.

Esasen gazetemizin Yorum sayfalarında meseleyi çok yönlü ve boyutlu bir tarzda irdeleyen güzel tahliller yayınlandı; konuya o seviyede bir katkı yapmamı beklemeyiniz.

Bülent Ecevit hafta içinde Star Gazetesi'ne Kıbrıs'la ilgili bir yazı yazdı; dikkatle okudum ve gördüm ki "Barış Harekatı"nın Başbakanı, konu hakkında siyasi ve diplomatik derinlik itibariyle benim "ortalama gazete okuyucusu" sıfatımın fevkine çıkamıyor.

Cesâretlendim; "bu konuda benim de Sayın Ecevit kadar söyleyeceğim şeyler var" diye düşündüm.

Sayın Ecevit, "Kıbrıs'ta çözüm, aslında 20 Temmuz 1974'teki Türk Barış Harekatı ile sağlanmıştır." diyor yazısında. Ben de "çözüm buysa çözümsüzlük nasıl bir şeydir?" diye kenarına not düşüyorum. Devam ediyor, "Barış Harekatı'ndan sonra Ada'ya barış gelmiştir. Demokrasi yoktu, demokrasi gelmiştir. Kalkınma yoktu, kalkınma gelmiştir. Bunlar çözüm değilse çözüm nedir?" Vallahi doğru, hani halk arasında "bulmuş da bunuyor" diye bir lâf vardır; aynen öyle. Ben de bu noktada Sayın Ecevit'e katılıyor ve "Bunlar çözüm değilse çözüm nedir?" diye homurdanıyorum.

"Eğer Rumların bazı istekleri varsa bunlar görüşülebilir. Ama artık Kıbrıslı Türkler, Rumların baskısı ve yönetimi altında kalmayı hiçbir zaman içlerine sindiremezler. Türkiye de buna kesinlikle izin vermez." diyor Barış Harekatı'nın Başbakanı; bu noktada biraz kafam karışıyor: Kıbrıslı Türklerin Rum baskı ve boyunduruğunu asla kabul etmeyeceğini belirten "yazar", böyle bir şeyi isteseler bile Türkiye'nin buna izin vermeyeceğini iddia ediyor. O halde Kıbrıslı Türkler meselede biraz konu mankeni gibi kalmış olmuyorlar mı? Yüksek meseleler bunlar, ortalama gazete okuyucusunun mantığı kifayet etmez bu işlere; etmiyor nitekim!

Devamında, "Kuzey Kıbrıs aslında Türkiye'nin bir uzantısıdır, bir parçasıdır. Bizim vatanımız ortak bir vatandır." diyor Bülent Ecevit. Tarihî belgelere bakıyorum; Misâk-ı Milli belgesinde yok, Lozan Konferansı'nda ismi bile geçmemiş ama demek ki biz gazete okurken vatan konsepti değişmiş, fark etmemişiz!

Bitmedi, Sayın Ecevit diyor ki, "Kıbrıs'ta iki ayrı dil, iki ayrı din, iki ayrı kültür ve iki ayrı devlet vardır. Bu gerçek, Rumlar ve müttefiklerimiz tarafından kabul edilirse Kıbrıs'ta rahatlıkla sürekli huzur ve sözünü ettikleri çözüm neyse, o da sağlanabilir." Ah, genel kültür ne kadar önemli bir şey; işte yine anlamakta güçlük çektiğimiz bir paragraf! Birkaç satır önce yazar, "Kıbrıs'ta çözüm sağlanmıştır" dememiş miydi sahi? O halde şimdi niçin "sözünü ettikleri çözüm neyse o filan şartlarda sağlanabilir" deniliyor? Acaba yazar sözlerinin metânetine güvenmediği için pazarlık kapısını açık mı bırakıyor?

Bir başka mütereddit cümle daha, "Bu, Türkiye'nin haklı olduğu konularda, eğer taviz vermezse, bütün isteklerini kabul ettirebileceğini gösteriyor". Hımm, demek ki haklı olmadığımız konular da var; haklı olduğumuz konularda niçin taviz verelim yahu? Bu yazarın işi gücü aklımızı karıştırmak galiba...

Başka ilginç fikirler de var; Kıbrıs'taki siyasi ve ekonomik sıkıntıları abartmamak gerektiği, Adana'yı vermekle Kıbrıs'ı vermenin aynı anlama geldiği, Kıbrıs'ın milli dava olduğunu savunan fikirler. Ben ne Kıbrıs'taki AB yanlısı muhalefete, ne de AB pasaportu almak için Rum tâbiiyetine geçmeyi düşünenlere sempati duyan biriyim; ama Ecevit'in anlattığı şeyler bana bile tutarlı ve inandırıcı görünmüyor.

Adam oturmuş fıstık gibi makale yazmış yine de anlamıyorum:

Cahilliğimden herhalde!