Ahmet Turan Alkan

Siz beyefendi!Tam da şu anda elinde tuttuğu gazete ekinin dördüncü sayfasındaki bu yazıyı okumakta olan kişiyi kasdediyorum; yani sizi!..Mahallî seçimlerin eli kulağında...

Yaşadığınız şehre, ilçeye, beldeye öyle alıcı gözle bakmayı düşünüyor musunuz? Neler vaad edilmiş, neler yapılmış; yapılanlar ne derece isabetli? Yatırım harcamaları hangi kaynaktan sağlanmış?

Neler iyiye gidiyor, hangi hizmetler berbat?

Belediye hizmetlerinden memnun musunuz; beş yıl öncesine göre yaşadığınız çevrede bir iyileşme, güzelleşme kaydedebildiniz mi?

Seçimlerde oy kullanırken bunları göz önüne alacak mısınız?

Yoksa siz mahallî seçimler ve mahallî yöneticiler konusunu sadece siyasî bir tutum olarak mı kabul ediyorsunuz?

Evet, belki de öteden beri oy verdiğiniz, inandığınız, güvendiğiniz bir siyasî parti var ve siz seçimin adı ne olursa olsun o partiyi desteklemedikçe gönlünüz rahat etmiyordur?

Öyle mi? "Seçimi kazanamayabiliriz ama oyumun rengi şimdiden bellidir" diye mi geçiriyorsunuz içinizden?

Kanaatinize saygılıyım ama adı üstünde mahallî seçim bu. (Farkındayım, Türk basınında "mahallî seçim" diye yazan kalmadı pek, herkes "yerel seçim" demeyi tercih ediyor.) Mahallî yöneticilerimizi seçeceğiz; daha doğrusu bizi yönetecek kişileri de değil, bizim adımıza şehri daha yaşanılır kılmak için karar verecek, para harcayacak, harcanacak parayı bir yerlerden tedarik edecek, kaynakları iyi ve yerinde kullanacak adamları seçeceğiz.

Bu seçim doğrudan bizimle, evimizle, sokağımızla, suyumuz, elektriğimiz, doğalgazımız, caddelerimiz, park ve sokaklarımız, sosyal tesislerimizle ilgili.


Siz hanımefendi!

Beş yıldan beri görev yapan belediye başkanınızdan memnun musunuz?

Memnun değilseniz, "değiştirmeyi düşünüyor musunuz?" diye sormanın lüzumsuz olduğunu biliyorum ve size hak veriyorum. Biz başkanları değil, sadece bizim adımıza başkanın kim olması gerektiğine karar veren parti amblemini seçebiliyoruz ancak.

Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?

Beni ediyor meselâ; öteden beri seçimlerin amblemin altındaki yuvarlağa mühür basmaktan ibaret olmaması gerektiğini düşünürüm ama abesle iştigal benimki. Siyasî hayatta temsilcilerimizin kimler olması gerektiğine bizler karar vermeyiz, genellikle genel başkanlar, kısmen de "delege" adı verilen yarı profesyonel siyasî şahıslar etkili olur bu meselede.

Biz partiyi seçeriz; onlar ise neyi seçmemiz gerektiğini seçerler.


Adaylar artık belli oldu sayılır; mevcutların içinde birkaçını birden güvenilir ve liyakatli buluyorsanız sizin açınızdan iyi bir şeydir bu; en azından hepsini birden yetersiz bulan mutsuz seçmenlere göre durumunuz daha avantajlıdır.

Gönül verdiğiniz partinin adayını "işte aradığım adam; çok iyi belediye başkanı olur ve bize iyi hizmet eder" diye niteleyenlerden iseniz, piyango kazanmış derecede şanslı sayılabilirsiniz, çünkü böylesi az görülüyor da!..

Mahallî seçimlerde daha çok "beledî" faktörlerden ziyade, siyasî denge vaziyetlerini hesaba katarak sandık başına gidiyoruz.

Siyasetçiler bizlere bunun "mahallî bir seçim"den ibaret olduğunu hiç hatırlatmıyorlar; bilakis bu seçimlerin genel seçimlerden daha önemli olduğunu ileri sürerek pazarlık kızıştırıyorlar.

Biz seçmenler de her mahallî seçim sonrasında -teşbihimi mazur görünüz-, sergiden karpuz almış bir adamın durumuna düşüyor ve "eve götürünce inşallah karpuz güzel çıkar" diye kendimizi teselli ediyoruz.

Durumumuz iyi değil yani; ne kadar hevesli, ilgili davransak da sonunda mahallî seçim sürecinin kıyıcığında kalmaktan kurtulamıyoruz.


Siz, sizler!

Belediye başkanınızın marifetli, iş bitirici, açıkgöz olmasını mı tercih edersiniz, yoksa dürüstlük sizin için kâfi meziyet sayılır mı?

Yoksa şöyle düşünenlerden misiniz: "Dürüstlük her insanda bulunması gereken asgari meziyettir; elbette ki başkanın hem becerikli hem dürüst olmasını isterim!"

Çok şey istediğinizin farkında mısınız; ama haklısınız, daha iyisini istemek ve dilemek sizin hakkınız; sizin beğenebileceğiniz vasıfta adamları vitrine koymak da politikacıların görevi.

Geliniz bu defa terletelim şu politikacıları;

-Daha daha neler var, diyelim, onları biraz yokuşa sürelim.

İmkânsızı istemeyelim ama birer seçmen olarak bizim hiç de kolay yutulur lokma olmadığımızı gösterelim onlara.

"Biz bu şehirden elbise askılığını aday göstersek yine bu seçimi alırız" diyemesinler; biraz ürksünler. İşi ciddiye alsınlar; iyi ders çalışsınlar.


Tamam, politikacılar işi ciddiye alsınlar, derslerini çalışsınlar ama biz de boş durmayalım; biz de dersimizi iyi çalışalım.

Belediyeler Kanunu'nu okudunuz mu; böyle bir kanunun varlığından haberdar mısınız?

Belediye encümeni ile belediye meclisi arasındaki farkı biliyor musunuz?

İmar mevzuatına muttali misiniz (bu soru müteahhitleri kapsamaz!)?

İl genel meclisi ne demektir; ne işe yarar? Kimler nasıl seçilebilir?

Muhtar olmak için partili olmak gerekir mi?

Belde ile köy arasındaki farkı söyleyiniz; belediyelerin hangi düzenli gelir kaynaklarına sahip bulunduğunu anlatınız? Sıra dışı yatırımlar için belediye yöneticilerinin hangi kurum kredilerinden istifade edebileceğini şıklar halinde yazınız!


Öyle bir seçim olsun ki, seçmeni "bir ton kömür karşılığında vicdanını kiralayan adam" diye aşağılayan adamlara da ders olsun.

Ve unutmayalım.

Kime lâyıksak, neticede onları seçiyoruz.