Ahmet Turan Alkan

Yazıma başlamadan önce evvelâ Balyoz davası sanıklarına, âhiren Ergenekon ve emsâli darbe işleriyle ilintili gibi gösterilerek uzun zamandan beri tutuklu bulunan sanıklara peşinen geçmiş olsun demek isterim; çook alâmetler belirmiş ve tahliyelerinin ardından beraatlerine sayılı günler kalmıştır.

“Nereden biliyorsun, Balyoz davası henüz Yargıtay safhasında, öteki duruşmalar devam ediyor” diye celâllenmeyiniz hemen; kendimce mâkul ve güçlü sebeplerim var. Bunlardan ilki, genel kanaatin aksine önemli ve asıl temyiz mercîi olarak “bir kısım medyamız”ın, bilumum darbe sanıkları hakkında tâ başından beri gösterdikleri destek tavrıdır. Muntazam aralıklarla “Bu deliller dandik, disketler hileli, şâhitler güvenilmez, mahkeme hukukdışı...” iddialarını büyük bir özgüvenle tekrarlayarak necib kamuoyumuzu konuya ısındıran medyamızda dün yayınlanan bir haber, ülkemizde asıl üst mahkemenin “o bir kısım medya” olduğunu bir kere daha gösterdi.

Habere göre bundan üç ay önce Balyoz sanıklarından bir subay, Wilbur Smith adlı ünlü yazarın bir romanını okurken bir bilgi hatasına rastlar ve hatayı bir mektupla yazara bildirdikten sonra halen yargılandığı davadaki adaletsizlikleri de nakletmeyi ihmal etmez. Mektubu alan W. Smith bu nazik düzeltme mektubunu önemser; yanlış bilgiyi Sir Winston Churchill’den iktibas ettiğini açıkladığı cevabî mektubunda, “Belli ki siz ülkesinin tarihini bilen seçkin bir subay ve çok zeki birisiniz” der ve ayrıca, “Balyoz davasındaki sanıkların korkunç bir adaletsizlik kurbanı olduklarını büyük bir şokla öğrendiğini” önemle vurguladıktan sonra, “Bu davanın güçlü düşmanlar tarafından tertiplendiği anlaşılıyor” tesbitinde bulunur. Smith, mektubuna ayrıca Dani Rodrik ve Gareth Jenkins’in sitelerini inceleyeceğini eklemeyi ihmâl etmez.

Kimbilir, adı geçen siteleri incelemiş olsaydı Mr. Smith daha neler söyleyecekti?..

Bu ilginç aydınlanma olayını bize duyuran bir kısım medyaya müteşekkiriz. Sâyelerinde önemli bir gerçeği öğrenmiş bulunuyoruz: Bir kısım medyanın, haklarında, “iyi çocuklardır, tanırız, öyle yaramazlıklar yapmaz bunlar amcası” diye kefil olduğu bir zümre, “beraet berâtı”nı almış demektir. Sanıklara peşinen gözaydınlığı vermem sebepsiz değil.

Tabii bu gibi masum ve insânî boyut taşıyan haberler, devam etmekte olan bir davayı etkilemek için mahkeme heyetine dışardan telkinde bulunmak maksadı taşımazlar, kesinlikle böyle bir vehim içinde değilim şahsen; hatta aynı minvâl üzre kaleme alınmış yüzlerce köşe yazısı, ondan çok daha fazla yönlendirici haber de kötüye yorumlanamaz.

Aslına bakılırsa yargı mensupları da zaten, birkaç gazetede birkaç haber yapıldı, birkaç kanalda bahsi geçti diye hemen etkilenip fikir değiştirecek değillerdir; onlar, “yargıyı yargılayacak değilim ama elde komutan kalmadı, ordunun morali bozuldu” yollu çıkışlardan da müteessir olmazlar; dolayısıyla Wilbur Smith’in, “Balyoz, güçlü düşmanlar tarafından tertiplenmiştir.” sözü yargıyı etkilemek değil fakat, çok güçlü bir hakikatin dünya çapında tecellisi olarak anlaşılmalıdır.

Bu tesbitlerden hareketle, içine başkanlık sistemi kaçtığı anlaşılan yeni anayasa taslağında temyiz mahkemelerini tek çatı altında birleştiren düzenlemenin gereksizliğini de nâçizâne hatırlatmak isterim; kaynak israfıdır. Temyiz kurumu şöyle düzenlense daha iyi olur: İlk derece mahkemeleri kararını verdikten sonra karara itiraz edenler, dilekçelerini “o bir kısım medya”ya gönderirler ve yargı süreci en parlak finalle tamamlanır.

Bu fikir benden ülkeme bir armağan olsun!