Yalçın Küçük'ü ilk defa seksenli yıllarda okumuş, onun, "Bilim, meçhullerin alacakaranlığında ışıltılarını hissettiren hakikate erişebilme iştiyakidir" mealindeki sözünden çok etkilenmiştim.
Söz, kelimesi kelimesine böyle değildi, zihnimde böyle kalmış. Geçen zaman, bu hiperaktif görüntüsü veren bilim adamını şaşırtıcı aşırılıklara sürükledi, âdeta savurdu. Onun, vaktiyle birçok paşaların dağa